EPiOS BÜLTEN

Bu bültendeki tüm yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

mayıs - haziran    sayı:4

 
   
  Psk. Mahmut Şefik Nil  
 BİR KAFADA İKİ KİŞİ OLMAK
 

Neredeyse 40’a yakın öğrencinin doldurduğu sıcak ve havasız kalmış bir sınıfta duymuştum ilk kez “refleks” kavramını.  

Şimdi hatırlamıyorum ama ilkokul 4 y ada 5. sınıfta olmalıyız. Anımsadığım tek şey yanımdaki çocuğa rağmen ilgimi çeken konuyu anlamaya çalıştığım. 

İki ayrı sinir sisteminden bahsediyordu öğretmen; biri istem dışı çalışıyordu, diğeri ise isteğimiz doğrultusunda. Refleksler istem dışı çalışan sinir sitemini tarafından ortaya çıkan ve düşünmeden verilen tepkilerdi. “Mesela,” diyordu, “Elimize iğne batarsa hiç düşünmeden hızla çekeriz.” Şaşkınlık ve hayranlık uyandıran bir merak duygusu ile ezberlemeye çalışmıştım, refleks, istemli sinir sistemi, istemsiz sinir sistemi…  

Kavramları ezberlemeye çalışsam da yıllarca hep birbirine karıştırdım, hangisi sempatik, hangisi parasempatik sinir sitemi ya da otonom sinir sistemi nedir? En sonunda bunalıp kavramların peşini bıraktığımı hatırlıyorum. Ancak ben de merak uyandıran sorunun yanıtını bir türlü alamadığımı da biliyordum.  

Elimize iğne battığında düşünmüyorsak asıl elimizi çekebiliyorduk? Ya da o sırada beynimiz düşünmüyorsa, elini çekmeyi düşünen kimdi?  

Bu sorulara yanıt bulamadığım için en sonunda çok hızlı düşündüğümüz için farkına varamadığımız sonucuna ulaşıp sorularımı bir parça yanıtlasam da insanların reflekslerini hayranlıkla izleyip düşüncenin aslında ne kadar hızlı olduğunu görmek bende büyük bir keyif yaratıyordu.

Dikiş makinesinin arkasına saklanıp korkuttuğum kız kardeşimin o panikle hiçbir zaman elini kaldırmadığı bana geçirdiği tekmeyi savururken nasıl seri olabildiğini, kahvaltı masasında devriliveren bardağı olağanüstü bir hızla tutan babamın hızına nasıl şaşkınlıkla bakakaldığımı hala anımsıyorum.  

Bütün bu olayları merakla izleyip her seferinde aynı sonuca varıyordum, “Evet, bütün bunları yaparken yaptıklarının farkında görünmüyorlar. Sanki otomatik bir şekilde kendiliğinden yapıyorlar. O zaman demek ki düşünce acayip hızlı bir şey!” Gözümü kapatıp ‘son hız’ düşünme denemeleri yapıyordum.  

Yıllar sonra çocuksu merakımın sadece bana ait olmadığını öğrenecektim. Binlerce bilim insanı mikroskoplarla başlayan ve bugün yüksek görüntüleme teknikleri adını verdiğimiz son derece gelişkin ve hücresel organları görüntüleyebilen bilgisayar destekli cihazlarla hala aynı soruların cevabı bulunmaya çalışılıyor. Orada, yani insan beyninde neler oluyor? 

Ulaşılan sonuçlar bizleri gerçekten hayrete düşürüyor ama sorularımıza yanıt olacağına yeni soruların oluşmasına da neden oluyor.  

Kısa bir özetle bugün bildiklerimiz insan beyninin ağırlığı kadın ve erkekte farklı olmak üzere ortalama 1,3 kilogram. İki ayrı lobdan oluşuyor. Bedenin bütün hücreleri beyne bağlı olarak çalışıyor. Bir beyinde yaklaşık olarak 100 milyar civarında “nöron” adını verdiğimiz sinir hücresi var. Bu sayı samanyolundaki yıldız sayısına denk. Ve bu hücrelerin her biri diğeri ile 3 ya da 4 bağlantı kurabiliyor. Bu şekilde bir beyin saniye de 300 milyar ile 400 milyar bayt arasında bilgi işleyebiliyor. Bu rakam ortalama 445 cdye sığabilecek kadar veri yapıyor.  

Muazzam ve oldukça karmaşık bir yapı olan beyinle ilgili daha birçok ilginç keşif var ve her geçen gün bunlara yenileri ekleniyor. Ancak yazımızın içeriği dolayısı ile bu bilgileri sınırlandırarak beynimizin bir özelliği üzerinde yoğunlaşmak istiyoruz.  

Son yapılan bilimsel araştırmaların ışığında biliyoruz ki insan beyni iki ayı lobdan oluştuğu gibi bu iki lobun işlevleri de birbirinden farklı.  

Beynin iki yanı iki yarı işleve sahip demiştik. Kabaca şöyle bir bakarsak İşlev olarak kadın beyni diye anacağımız sağ yarı küremiz duygusal işlevleri üstleniyor. Bu yarı küremiz oldukça zeki ve duyguları, resimleri, olayları bütün olarak algılayabilme yeteneği nedeniyle sezgisel. Sağ yarı küremizi ışık, ısı, koku, ses ve tatları da kayıt edebilen bir kameraya benzetebiliriz. Bu makine, bir deniz sahnesi kaydettiğinde, rüzgarı, denizin kokusunu, dalgaların sesini ve deniz suyunun serinliğini ve tadını da kayıt ediyor. Bir albüm dü­şünelim şimdi de. Albümdeki kayıtlara ba­karken o anı aynen yaşandığı gibi yeniden izliyoruz. Bu nedenle beynimizin sağ yarı küresine ait yaşantılar ifade edilirken resimler kullanılır. “Tüylerim diken diken oldu, gözlerim fal taşı gibi açıldı” gibi ifadeler sağ yarı küremize ait yaşantıları anlatır. Rüya görürken sağ beynimiz daha etkin çalıştığı için birer anlam barındıran şekiller görürüz.

Beynimizin sol yarı küresi ise verileri mantıksal bir süreçle işliyor. Neden sonuç ilişkileri kuruyor. Analiz ederek algılıyor ve bütünü parçalara ayırıyor. Matematik, konuşma, yazma gibi zeka gerektiren faaliyetlerimizi yönetiyor ve düzenliyor.  Sol beyin kendisine ulaşan bilgileri o ana kadar öğrendiği sisteme uygun bir biçimde sıraya sokarak değerlendirir.  Bu nedenle gramer yapısı birbirine yakın olan diller daha kolay öğrenilirken, farklı olan diller daha zor öğrenilir.

Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Alemdar Yalçın’ın yapmış olduğu araştırmaya göre insan beyninin fonksiyonları aşağıdaki gibidir.

Bu iki lob arasında iletişim olmadığı zaman insanların algılarındaki değişim sara hastaları üzerinde yapılan deneylerde görülmüştür.  Beynin iki yanı arasındaki iletişimi sağlayan corpus callosum kesildiğinde bu iletişim de doğal olarak kesilir. Bu uygulama sara hastalarında nöbetlerin sona ermesine yardımcı olurken ilginç bir başka bulgu çıkarmış ortaya.  Bu ameliyatı geçiren kişilere bir bardak gösterip ‘bu nedir?’ diye sorulduğunda, kişiler cevap verememişler,  o nesneyi tanıyor olmalarına rağmen adını söyleyememişlerdir… Ancak bu kişilere ‘bardağı al’ dendiğinde hangi objeyi alacaklarını bilmişler ve almışlardır. Peki, bu ne anlama geliyor?  

İki ayrı beynin birlikte çalışması yani organize hareket edebilmeleri için en başta iletişimde olmaları gereklidir. Birbirlerinden habersiz oldukları zaman insanın ne yana gideceğini kestiremeyeceği oldukça açıktır. California Üniversitesinden Dr. Joseph Bogen, insanın iki ayrı beyni tek bir kafatasında birleştiren bir canlı olduğu için insanın dünyada ki en yaratıcı canlı olduğunu söylüyor. “Bu durum bize bir sorunu iki farklı şekilde çözebilme yeteneği kazandıryor.”  diyor ve ekliyor  “Ancak kendi içimizde çatışmalar yaşamımızı da kaçınılmaz hale getiriyor.”

Yazımızı Dr. Martin L. Roos’dan alıntıladığımız bir paragraf ile bitirelim.  

“Kendi içimizde bir çatışma yaşadığımız zaman bedenimi savaş alanına döner. Uzun ve ciddi bir mücadelenin bedeli de ağır olabilir. Çatışan tarafların pazarlık masasına çekilmesi, şifa sürecinin başlangıcı olabilir. Unutulmamalıdır ki hedef “sol beyinli” ya da “sağ beyinli” bir kişi olmak değildir, “bütünlüklü” bir beyine sahip olmaktır. 

 

 
 
 
 
 
 
 
   
   
   
   
   
   
   
   

 

PSİKOTERAPİ MERKEZİ

2007