|
Orion, henüz 13 yaşında ve psikoz hastası. Onun için hayat çok zor. Her
an bir şeytanın etkisinde kalıp ortalığı dağıtabilir. Solgun yüzü, uzun
saçları, çoğu zaman yolunu şaşırmış, ürkmüş edasıyla insanın içini
acıtan, şefkat uyandıran 13 yaşında bir ergen-çocuk. İlkokulu bir
psikoloji okulunda okuduktan sonra ortaokula gündüz hastanesinde davam
etmeye başlamış. Ellerini çok iyi kullanan ve resmi seven bir çocuk…
Ancak bir sanatçı olduğunun farkında değil. Zaten terapisti Veronik ile
tanışıncaya kadar bu yanını kimsenin bilmediği biri.
Terapist Veronik’in de acıları var. Doğmadan ölmüş bir çocuğu,
kendisinden küçük kocasıyla ve onun müzikte kendisini bulması için
uğraşısı… Veronik de şiir ve resimle ilgileniyor. Böyle olunca müzisyen
kocası ve ressam hastasıyla ilgilenmesi de şaşırtıcı gelmiyor
insana.Bazen çekici bir kadın olduğunu unutsa da 40 yaşlarında çekici
bir kadın. Gerçekte mesleği biyolog. Sonrasında çocuklarla ilgilenmek
için psikolojiyle ilgilenip terapist oluyor. Afrika’da araştırmalar
yapıp sonunda gündüz hastanesinde çalışarak Paris’teyaşamaya
başlıyorlar. Kitabın kahramanlarından birinin tarif ettiği gibi
“kavisler ve zik zaklar çizen bir düz çizgi Veronik.” Kocası Vasco’nun
müziğini bulmasında onun yanında olduğu gibi hastası Orion’un resimde
kendini bulmasında da yanında oluyor. İkisinde de onlarla kurduğu
destekleyici, izin verici ilişkisi oldukça etkili oluyor.
Gecenin geç bir vaktinde henüz uyumadan bir kitap arayışlarıyla
kitaplığıma bakarken “Mavi Çocuk” adlı kitabı bularak tanışıyorum Orion
ve Veronik ile... Kitabın okumak isteyeceğim bir başlığı var. Kitabın
kapağını açıp ilk dizeleri okuduğumda “Gündüz hastanesindeki ilk
yılım…” diye başlayan cümleyle karşılaşınca çok mutlu oluyorum. Evet,
bu tam istediğim kitaptı. Çalıştığım hastanedeki görevimde bir
değişiklik olmuştu ve ben de gündüz hastanesinde çalışmaya başlamıştım.
Grup terapisi yanında sanat terapisi ile de ilgileniyordum. Benim kitaba
yolculuğum da böyle başladı. Orion, Veronik ve Vasco’nun yolculuğuna
gözlerimle katılmış oldum.
Terapilerde esas olan terapist ve hasta arasındaki ilişkinin
iyileştirici gücüdür. Bu kitapta da hastasının nerdeyse her an yanında
olan, psikozun dili de olsa onu anlayan o korkulu, sancılı hayatında ona
eşlik eden bir terapisti vardı. Sanımca Orion’u rahatlatan, kendi
potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olan, hastalığıyla baş etmeyi
öğreten de bu ilişki oldu.
Orion psikozu nedeniyle sözel olarak kendini anlatamayan bir çocuk
olunca da sanatın işlevi devreye giriyor. Veronik “Bir çocukla nasıl
ilişki kurulur?” diye düşünüyor. Elbette hikayelerle. Ve ona önce
hikayeler anlatmaya başlıyor. Sonra bu hikayeler sayesinde Orion’un
dünyasına girebilmiş oluyor. Ancak bu dünyaya giriş sadece bir
başlangıç oluyor. Orion ve Terapistin yolculuğu yıllarca sürüyor.
Başlangıçta Orion kendisinden üçüncü tekil şahıs diliyle bahsediyor;
“Ben.” diyemiyor. Hastalığı nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanıyor
ve çocuk acımasızlığını büyük ölçüde yaşıyor.
Tam da bu dönemde Gündüz hastanesine onun terapisti olacak Veronik
geliyor. Onunla kurduğu ilişki, öncelikle Orion’un dilini konuşabilen,
ona zorluklarını yaşarken eşlik edebilen ve nerdeyse her an yanında
olabilen bir yapısı var.
İlişkiler ne kadar yapıcı ve destekleyici olursa insan da o kadar
sağlıklı oluyor. Nitekim Orion’un tedavi sürecinde hayatına giren
arkadaşları ona çok iyi geliyor. Önce müzik ile ilgilenen arkadaşıyla
olan teması, sonra gündüz hastanesindeki John ve daha sonra da sevgilisi
olan Myla… Bu yaşantılar sayesinde Orion önce bir ilişkiye bağlanmayı
öğreniyor. Daha sonra onlardan kopmanın acısına tahammül edebiliyor.
Peki, yaşanan ilişkiler Orion’u nasıl iyileştiriyor. Bu süreci anlamak
için biraz geriye, Orion’un hastalığının yani psikozunun başladığı
yıllara dönmemiz gerekecek.
Gerçekte Orion, bir hastalık için annesinden ayrılıp hastaneye yatmış
küçük bir çocuktur. Bu ayrılık Orion için hiç de kolay değildir.
Annesinden ayrılığına daha kolay tahammül etmesini sağlayan bir oyuncak
ayısı vardır. Sürekli olarak onunla olmak ister. Orion için bu oyuncak
sadece annesini hatırlatan bir içeriğe sahip değildir; Orion’un
hastaneye yatmadan önce huzur içinde oynadığı odasını, yuvasını, sıradan
ve günlük yaşamının huzurunu da anımsatan bir oyuncaktır. Onunla güç
kazanır.
Ancak, bir geçiş nesnesi olarak adlandırdığımız oyuncak ayısını elinden
almak isteyen ve ona kötü davranan bazı çocuklar vardır hastanede. Orion
için onlar birer şeytandır: Kötüdürler ve oyuncak ayısını yani yaşadığı
ayrılık acısına karşı tek kalkanını elinden almak istemektedirler.
Baş edemeyeceği kadar güçlü bir düşmanla karşılaşan insan umutsuzlaşır.
Oysa umut direnmenin ve yıkılmamanın en etkin ilacıdır. Umudu dışarıda
bulamayan insan içgüdüsel bir şekilde kendi içine döner ve hayaller
kurmaya başlar. Fantezi kurma dediğimiz bu savunma mekanizması bizi
dengeler. Ancak bazen hayal kurmanın ötesine geçer ve tüm kötülüklere
direncini artıracak bir içsel “iyi” yaratır: Mavi Çocuk’u.
Mavi Çocuk dışarıdaki şeytanlara karşı dengeleyici bir iyi figürdür.
Ancak bu çocuk, Orion’un iç dünyasının yaşayan bir kahramanıdır.
Gerçekte yoktur. Bu içsel sesin dış dünyaya yansıması ile hastalığı yani
psikozu başlar. Orion artık onun sesini duyar. Ve tek güvendiği “iyi”nin
dediklerini yapar.
Orion, Mavi Çocuk’un varlığını Veronik’e anlatınca tüm terapi süreçleri
değişir. Bu paylaşımın ardından diğer önemli süreçler başlar. Orion önce
arkadaşlar edinir, sonra da bir sevgilisi olur: Mylla…
Ancak onlardan da ayrılması gerekir. Fakat bu kez bu ayrılık acısı ile
yeni bir içsel “iyi” ses yaratarak başa çıkmaz. “Orion” olarak dayanır
bu acıya. “Ben” diye başlayan cümleler kurduğunda artık “iyi” olan onun
bütünleşmiş ve farkına vardığı gerçekliği olmuştur.
“Acele ettirilmekten,
itaat ettirilmekten acı çeken ve kendilerine yapılanların intikamını
almadan evlerine dönen insanlara bakıyorum, Bir çeşit mavi çocuk (iyi
yanı) sesi duyuluyor. “Öğretmenin hiç sevmediği eski külahını eline al
ve dilen”. Öyle yapıyorum. Neyse ki daha çok istasyon var ve bazen vagon
değiştiriyorum. Eski külahla geçiyor, herkesi rahatsız ediyorum. Ne
söylediğimi bilmiyorum. Myla yüzünden ağlıyorum. İnsanlar yol açıyor.
Bazıları para veriyor her vagonda. Bu biraz iyi geliyor. Sonra biraz
daha çok. İnsanlar halimin iyi olmadığını görüyor ve veriyorlar.
İstiyor, dileniyorum ve onlar tatlı Myla’nın yapamadığını yapıyor,
paralarıyla benimle konuşuyorlar. Paralarıyla onun yerine bana dost
oluyorlar. “
Bunları anlatıyor terapistine Orion. Anlatırken hayali
köpekbalıklarından, şeytanlardan ve onlara karşı korunmasını sağlayan
Mavi Çocuk’tan bahsetmiyor. “Bir çeşit Mavi Çocuk” derken kast ettiği
kendi düşünceleri oluyor. Yani artık “Ben” diyebiliyor, kendiliğinin
farkına varabiliyor.
Veronik onu dinlerken yanaklarından yaş süzülüyor keder ve sevinçten.
“Myla’nın güzel hikayesinin sonu bu.” diyor. Ve ekliyor “Yakında Orion
ve Veronik’in büyük macerasının da sonu gelecek.” diyor.
Ve
kitabın asıl özünü oluşturan cümleyi kuruyor: “Vereceğim, vermek ve
almak. Almak ve vermek bu yeterli” diyor Orion’a ve tüm terapistlere ve
kim bilir belki de tüm insanlığa… |