EPiOS BÜLTEN

Bu bültendeki tüm yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

mayıs - haziran    sayı:4

 
 

 
  Psk. Suzan Mert  
 MAVİ ÇOCUK
 

Orion, henüz 13 yaşında ve psikoz hastası. Onun için hayat çok zor. Her an bir şeytanın etkisinde kalıp ortalığı dağıtabilir. Solgun yüzü, uzun saçları, çoğu zaman yolunu şaşırmış, ürkmüş edasıyla insanın içini acıtan, şefkat uyandıran 13 yaşında bir ergen-çocuk. İlkokulu bir psikoloji okulunda okuduktan sonra ortaokula gündüz hastanesinde davam etmeye başlamış. Ellerini çok iyi kullanan ve resmi seven bir çocuk… Ancak bir sanatçı olduğunun farkında değil. Zaten terapisti Veronik ile tanışıncaya kadar bu yanını kimsenin bilmediği biri. 

Terapist Veronik’in de acıları var. Doğmadan ölmüş bir çocuğu, kendisinden küçük kocasıyla ve onun müzikte kendisini bulması için uğraşısı… Veronik de şiir ve resimle ilgileniyor. Böyle olunca müzisyen kocası ve ressam hastasıyla ilgilenmesi de şaşırtıcı gelmiyor insana.Bazen çekici bir kadın olduğunu unutsa da 40 yaşlarında çekici bir kadın. Gerçekte mesleği biyolog. Sonrasında çocuklarla ilgilenmek için psikolojiyle ilgilenip terapist oluyor. Afrika’da araştırmalar yapıp sonunda gündüz hastanesinde çalışarak Paris’teyaşamaya başlıyorlar. Kitabın kahramanlarından birinin tarif ettiği gibi “kavisler ve zik zaklar çizen bir düz çizgi Veronik.” Kocası Vasco’nun müziğini bulmasında onun yanında olduğu gibi hastası Orion’un resimde kendini bulmasında da yanında oluyor. İkisinde de onlarla kurduğu destekleyici, izin verici ilişkisi oldukça etkili oluyor.  

Gecenin geç bir vaktinde henüz uyumadan bir kitap arayışlarıyla kitaplığıma bakarken  “Mavi Çocuk” adlı kitabı bularak tanışıyorum Orion ve Veronik ile... Kitabın okumak isteyeceğim bir başlığı var. Kitabın kapağını açıp ilk dizeleri okuduğumda “Gündüz hastanesindeki ilk yılım…”  diye başlayan cümleyle karşılaşınca çok mutlu oluyorum. Evet, bu tam istediğim kitaptı. Çalıştığım hastanedeki görevimde bir değişiklik olmuştu ve ben de gündüz hastanesinde çalışmaya başlamıştım. Grup terapisi yanında sanat terapisi ile de ilgileniyordum. Benim kitaba yolculuğum da böyle başladı. Orion, Veronik ve Vasco’nun yolculuğuna gözlerimle katılmış oldum.

Terapilerde esas olan terapist ve hasta arasındaki ilişkinin iyileştirici gücüdür. Bu kitapta da hastasının nerdeyse her an yanında olan, psikozun dili de olsa onu anlayan o korkulu, sancılı hayatında ona eşlik eden bir terapisti vardı. Sanımca Orion’u rahatlatan, kendi potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olan, hastalığıyla baş etmeyi öğreten de bu ilişki oldu. 

Orion psikozu nedeniyle sözel olarak kendini anlatamayan bir çocuk olunca da sanatın işlevi devreye giriyor. Veronik “Bir çocukla nasıl ilişki kurulur?” diye düşünüyor. Elbette hikayelerle. Ve ona önce hikayeler anlatmaya başlıyor. Sonra bu hikayeler sayesinde Orion’un dünyasına girebilmiş oluyor.  Ancak bu dünyaya giriş sadece bir başlangıç oluyor. Orion ve Terapistin yolculuğu yıllarca sürüyor.  

Başlangıçta Orion kendisinden üçüncü tekil şahıs diliyle bahsediyor; “Ben.” diyemiyor. Hastalığı nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanıyor ve çocuk acımasızlığını büyük ölçüde yaşıyor.  

Tam da bu dönemde Gündüz hastanesine onun terapisti olacak Veronik geliyor. Onunla kurduğu ilişki, öncelikle Orion’un dilini konuşabilen, ona zorluklarını yaşarken eşlik edebilen ve nerdeyse her an yanında olabilen bir yapısı var. 

İlişkiler ne kadar yapıcı ve destekleyici olursa insan da o kadar sağlıklı oluyor. Nitekim Orion’un tedavi sürecinde hayatına giren arkadaşları ona çok iyi geliyor. Önce müzik ile ilgilenen arkadaşıyla olan teması, sonra gündüz hastanesindeki John ve daha sonra da sevgilisi olan Myla… Bu yaşantılar sayesinde Orion önce bir ilişkiye bağlanmayı öğreniyor. Daha sonra onlardan kopmanın acısına tahammül edebiliyor.  

Peki, yaşanan ilişkiler Orion’u nasıl iyileştiriyor. Bu süreci anlamak için biraz geriye, Orion’un hastalığının yani psikozunun başladığı yıllara dönmemiz gerekecek. 

Gerçekte Orion, bir hastalık için annesinden ayrılıp hastaneye yatmış küçük bir çocuktur. Bu ayrılık Orion için hiç de kolay değildir. Annesinden ayrılığına daha kolay tahammül etmesini sağlayan bir oyuncak ayısı vardır. Sürekli olarak onunla olmak ister. Orion için bu oyuncak sadece annesini hatırlatan bir içeriğe sahip değildir; Orion’un hastaneye yatmadan önce huzur içinde oynadığı odasını, yuvasını, sıradan ve günlük yaşamının huzurunu da anımsatan bir oyuncaktır. Onunla güç kazanır.   

Ancak, bir geçiş nesnesi olarak adlandırdığımız oyuncak ayısını elinden almak isteyen ve ona kötü davranan bazı çocuklar vardır hastanede. Orion için onlar birer şeytandır: Kötüdürler ve oyuncak ayısını yani yaşadığı ayrılık acısına karşı tek kalkanını elinden almak istemektedirler.   

Baş edemeyeceği kadar güçlü bir düşmanla karşılaşan insan umutsuzlaşır. Oysa umut direnmenin ve yıkılmamanın en etkin ilacıdır. Umudu dışarıda bulamayan insan içgüdüsel bir şekilde kendi içine döner ve hayaller kurmaya başlar. Fantezi kurma dediğimiz bu savunma mekanizması bizi dengeler. Ancak bazen hayal kurmanın ötesine geçer ve tüm kötülüklere direncini artıracak bir içsel “iyi” yaratır: Mavi Çocuk’u.   

Mavi Çocuk dışarıdaki şeytanlara karşı dengeleyici bir iyi figürdür. Ancak bu çocuk, Orion’un iç dünyasının yaşayan bir kahramanıdır. Gerçekte yoktur. Bu içsel sesin dış dünyaya yansıması ile hastalığı yani psikozu başlar. Orion artık onun sesini duyar. Ve tek güvendiği “iyi”nin dediklerini yapar. 

Orion, Mavi Çocuk’un varlığını Veronik’e anlatınca tüm terapi süreçleri değişir. Bu paylaşımın ardından diğer önemli süreçler başlar. Orion önce arkadaşlar edinir, sonra da bir sevgilisi olur: Mylla… 

Ancak onlardan da ayrılması gerekir. Fakat bu kez bu ayrılık acısı ile yeni bir içsel “iyi” ses yaratarak başa çıkmaz. “Orion” olarak dayanır bu acıya. “Ben” diye başlayan cümleler kurduğunda artık “iyi” olan onun bütünleşmiş ve farkına vardığı gerçekliği olmuştur. 

“Acele ettirilmekten, itaat ettirilmekten acı çeken ve kendilerine yapılanların intikamını almadan evlerine dönen insanlara bakıyorum, Bir çeşit mavi çocuk (iyi yanı) sesi duyuluyor. “Öğretmenin hiç sevmediği eski külahını eline al ve dilen”. Öyle yapıyorum. Neyse ki daha çok istasyon var ve bazen vagon değiştiriyorum. Eski külahla geçiyor, herkesi rahatsız ediyorum. Ne söylediğimi bilmiyorum. Myla yüzünden ağlıyorum. İnsanlar yol açıyor. Bazıları para veriyor her vagonda. Bu biraz iyi geliyor. Sonra biraz daha çok. İnsanlar halimin iyi olmadığını görüyor ve veriyorlar. İstiyor, dileniyorum ve onlar tatlı Myla’nın yapamadığını yapıyor, paralarıyla benimle konuşuyorlar. Paralarıyla onun yerine bana dost oluyorlar. “   

Bunları anlatıyor terapistine Orion. Anlatırken hayali köpekbalıklarından, şeytanlardan ve onlara karşı korunmasını sağlayan Mavi Çocuk’tan bahsetmiyor. “Bir çeşit Mavi Çocuk” derken kast ettiği kendi düşünceleri oluyor. Yani artık “Ben” diyebiliyor, kendiliğinin farkına varabiliyor. 

Veronik onu dinlerken yanaklarından yaş süzülüyor keder ve sevinçten. “Myla’nın güzel hikayesinin sonu bu.” diyor. Ve ekliyor “Yakında Orion ve Veronik’in büyük macerasının da sonu gelecek.” diyor. 

Ve kitabın asıl özünü oluşturan cümleyi kuruyor: “Vereceğim, vermek ve almak. Almak ve vermek bu yeterli” diyor Orion’a ve tüm terapistlere ve kim bilir belki de tüm insanlığa…

 

 
 
 
 
 
 
 
   
   
   
   
   
   
   
   

 

PSİKOTERAPİ MERKEZİ

2007