|
“Babamdan nefret ediyorum. Çocukluğum hep ondan kaçmakla geçti. Asla
konuşmazdık. Bir odada oturup hipnoz olmuş gibi televizyona bakardım.
Bir program seyrediyorum mesela, ‘Sesi kıs,’ derdi ya da ‘Kanalı
değiştir.’ Dediğini yapar ve odadan çıkardım. Benimle temasa geçtiği
anda orayı terk ederdim.”
Murat 30 yaşında. Babası öleli iki yıl olmuş. Erkeklerle ilişkisinde çok
gergin olduğu için yardım almak zorunda hissediyor kendini. Kadınlarla
ilişkilerinde ise çok bağımlı. Eleştirilmeye hiç tahammülü yok. Bir
erkek onu eleştirirse azarlanma, kadın eleştirirse suçlanma ve
yetersizlik hissediyor.
“Hayatım kaçındığım erkeklerle dolu. Babam, öğretmenlerim, üniversitede
erkek hocalarım ve erkek arkadaşlar, şimdi ise çalıştığım iş yerindeki
erkek patronlar. Kadınlarla çok rahatım. Daha çabuk samimi oluyorum.
Daha güvenli geliyorlar bana.
Yalnız onları memnun edemediğimde büyük bir suçluluk ve panik sarıyor
beni. Ve elimde avucumda ne varsa ne yoksa harcıyorum.”
Murat 6 ay önce sinema sektöründe çalışan bir kadınla ilişkiye başlamış.
“Tüm
işim Betül’ü memnun etmekmiş gibi yaşıyordum. Sürekli olarak ona telefon
etme ve onunla buluşma ihtiyacım vardı. ‘Onu ne memnun eder?’ Zihnim
bununla meşguldü. Her akşam giderken bir hediye almak, o neyi sever,
nelerden hoşlanır bunları takip etmek zorunda hissediyordum kendimi.
Betül’ün karşısında yaşadığım bir yetersizlik duygum da vardı. Betül
zekiydi ben aptal, Betül kültürlüydü ben cahil, Betül zevkliydi,
estetikti, sanatçıydı, ben hödüktüm. 2 ay sonra Betül ‘Ben bu kadar
sevilmeye alışık değilim, beni annem bile bu kadar çok sevmedi’ dedi.
Ayrıldık.”
O
gece Murat yaşadığı duyguları “parçalara ayrılmak” olarak resmediyor.
Organlarının koptuğu ve evrene saçıldığı ifadelerini kullanıyor.
Bütünlük hissi kalmamış. Ağır bir depresyona girmiş. Elindeki tüm
paralarla sinema filmleri alıp arşivlemeye başlamış.
“Bütün sinema filmi satan yerleri dolaşmaya başladım. Elimdeki tüm
paraları filmlere yatırıyordum ama izlemiyordum. Sadece birikmelerini
izliyordum. Raflar boyunca uzayışlarını görmek beni tamir ediyordu.”
Bebeklerin annelerinden başka bir oyun arkadaşları, zamanlarını
geçirecek başka bir kimseleri yoktur. Zamanla bebek ve anne bu dünyaya
başkalarını da dahil ederler. Bebeklerin anneleri kendilerinden
ayrıldığında emdikleri yastık, çarşaf gibi nesneleri oluşur. Bebek,
annesi yokken bunlarla ilgilenir. Kuramcılar bebeğin yaşadığı bir ayrılık ve yalnızlık kaygısı ile
mücadele ederken bu nesnelerle oyalandıklarını söylerler. Geçiş nesnesi
denen bu oyuncaklar bazı bebekler tarafından ileri yaşlarında da
yanlarında taşınır. Geçiş nesneleri, bebeğin ayrıldığı anne ile
yaşantılarına dair anılar canlandırır. Bebek ayrılığa ancak böyle
tahammül edebilir.
Murat da Betül’ü “hatırlatan” sinema filmleri
biriktiriyor. Raflar boyunca uzamasının kendisini tamir ettiğini
söylüyor.
“Babamla ilişkim ne kadar uzak ve soğuksa
annemle ilişkim de o kadar yakın ve sıcaktı. Annemin olmadığı bir hayat,
bir dünya düşünemiyordum. Bütün çocukluk fantezilerim, büyüyünce annemle
yaşadığım bir hayat üzerine kuruluydu. Babam fazlalıktı annemle benim
aramda. Annem de diğer kardeşlerimin arasında en çok benimle zaman
geçirirdi. Sabahları babam gidince ilk işim onun yatağına koşmak
olurdu. Annem de hemen yorganı kaldırır ve beni içeri alırdı.”
Bir annenin çocuğuna yakınlık göstermesi tüm
kültürler tarafından teşvik edilen bir tutumdur. Murat’ın annesi de
çocuğuna ilgi gösteriyor ancak, zamanı geldiği halde neden çocuğu
annesiz yapamıyor sorusu üzerinde duramıyor. Kapalı bir ilişki alanları
var ve diğer kardeşlerin ya da babanın bu alana girmesi söz konusu bile
olmuyor.
“Ergenliğe girdiğimde annemle ilişkimiz çok
derinleşmişti. Annemin tek dert ortağı bendim. Beni karşısına alırdı,
uzun uzun dertleşirdik. Hep babamdan şikayet ederdi. Babamın ne kadar
soğuk, ne kadar ilgisiz bir erkek olduğunu anlatır, ağlardı. Annem
ağlarken babama karşı nefretle dolardım.”
Murat’ın bir kadınla kolaylıkla kurabildiği
yakınlığın nerelerde öğrenildiğini daha kolay anlayabiliyorduk artık.
Tüm çocukluğu annesi ve annesinin kadın arkadaşları ile geçen Murat,
kadınlarla iletişim kurarken çok ustalaşmış fakat, erkeklerle olan
ilişkilerinde de bir o kadar deneyimsiz kalmıştı.
“Kadınlar sürekli olarak kendilerini anlamayan
kocalarından bahsederlerdi. Cinsel deneyimleri, ilk geceye ait kızlık
zarı yırtılma hikayeleri, dayak yiyen kadınların gözlerindeki
morluklar, sırtındaki çürükler uçuşuyordu gözlerimin önünde. Erkekler
kötüydü. Zarar vericiydi”
Murat
kendisine ait olan bir kimliği, doğal olarak, oldukça çatışmalı
yaşıyordu.
“Cinsel ilişkilerim olmaya başladı biraz daha
ergenleşince. Ama bir kadınla ilişkiye geçtiğim anda aşırı yumuşuyordum.
Çok canım sıkılıyordu. Partnerim haz alırken ben sürekli aynı soruyu
soruyordum: acaba acıttım mı? Cinsel ilişki bitiminde ise özür diler
gibi partnerimi memnun etmek için kahvaltılar hazırlıyordum, sular
getiriyordum.”
Murat’ın annesi ile yaşadığı kapalı ilişkiyi
partnerleri ile de yaşamak istediği çok rahat görülüyordu. Özellikle,
ilişkide sönük kalan cinsel organının da affı anlamına gelen bir çaba
ile, partneri olan kadının vazgeçilmez cinsel eşi olamıyorsa
vazgeçilmez arkadaşı olmaya çalışıyordu.
Murat’ın annesi de bu ilişkiyi sürdürüyor.
Özellikle Murat’ı babasından koruyor. Murat’ın babası dayak atıyor,
annesi Murat’ı çekip alan tek güçlü kişi oluyor. Murat, mahallede
arkadaşları oynarken kavga ettiğinde hep dayak yiyor ve ağlayarak
annesine gidiyor; annesi mahalleyi ayağa kaldırarak oyunun bir biçimi
olan kavgayı dünya savaşları gibi yaşamasını sağlıyor. Her anının
altından Murat’ı koruyan güçlü anne imgesi yükseliyor. Böylece
Murat, güçlünün
karşısında, ezeli ve ebedi güçsüz olarak kalıyor.
“Annemi
ağlarken gördüğümde kahraman oluyordum. Birden kılıcımı kuşanıyordum ve
annemi ağlatan kimse, onu öldürüyordum hayallerimde. Annemi hep aynı
kişi üzüyordu: Babam. Babam anneme para vermiyor, annem üzülüyordu;
babam annemi cinsel olarak tatmin etmiyordu, annem üzülüyordu; babam
anneme yemekten sonra eline sağlık demiyordu, annem üzülüyordu. Tek
hayalim büyüyüp annemi babamdan kurtarmaktı. Yoksa bir işe
yaramayacaktı sanki varlığım. Dünyaya bunun için gelmiştim.”
Gebelik
sürecinde anne ile çocuk arasında, diğerlerinin giremediği bir ilişki
alanı oluşur. Anne rahmi zamanı gelince çocuğu dışarı iter. Bu itme
rahimdeki kasılmalarla gerçekleşir ve anne ve çocuk için acı vericidir.
Otto Rank, doğum travması başlığı altında bu konuyu ayrıntılı olarak
inceler.
Anne
çocuğunu biyolojik doğumdan sonra psikolojik olarak da doğurur
diyebiliriz. Psikolojik doğum, bebeğin güvenli dış dünyaya gitmesi için
anne tarafından ikinci itilmesidir. Dış dünyada çocuğun tanışacağı
ikinci canlı babasıdır. Eğer anne, babayı güvenli algılamazsa çocuğu
babaya vermez, sakınır. Ve aralarında kapalı bir ilişki oluşur.
Genetik
psikoloji yaklaşımı, kişinin hangi güçlüklerinin anne babası tarafından
aktarıldığının keşfedilmesi ihtiyacından hareket eder. Bu aktarım
kültürün aktarımına benzer. Kültür gibi bu aktarımlar da insanın
gözündeki gözlük gibidir. Sağlıklı bir gözün görüşünü takılan gözlüğün
derecesi kolaylıkla değiştirir.
Anne ya da
babanın çocuğu yetiştirirken ona aktardığı sadece yaşamsal olaylarla
başa çıkabilme temelinden hareket eden yetenekler değil yaşamsal
olayların nasıl algılanacağına ilişkin bilgilerdir de.
Bu sayıda
öyküsünden hareket ettiğimiz Murat’ın annesinin yaşantıları ve kendi
anne babasından aldıkları Murat’ın doğarken getirdiği genetik bir yapı
gibidir. Bu yapı bazen kişiyi güçlü kılarken bazen de tam tersi aşmak y
ada kabullenmek zorunda kaldığı bir güçlüğü de barındırabilir.
Murat’ın
terapilerinde annesinin yaşam öyküsüne yoğunlaştığımız seanslarda
Murat’ın babası ile olan ilişkilerini belirleyen bazı gerçeklere
ulaştık. Murat’ın annesi kendisini asla anlamayan ve sık sık şiddet
uygulayan bir baba tarafından büyütülmüştü. “Baba gelecek,
toparlanmalıyım.” cümlesi annesinin anlattığı çocukluğun içinde en sık
geçen cümlelerden birisiydi. Murat aynı cümleyi kendisinin de kurduğunu
fark ettiğinde “Ben kendi babamı tanımamışım. Annemin babasına duyduğu
korkuyu aynen almışım ve kendi babama yamamışım.” demişti.
Kendi
yaşamlarımızda bize ait olmayan, ebeveynlerimiz tarafından bize
aktarılmış ve güncel gerçeğimize uymayan tüm öğretiler yürümemize engel
olan çalılar gibidir.
Gelecek
sayımızda devam etmek üzere çalılardan temizlenmiş ve rahatlıkla yürünen
bir yolun görüntüsü ile burada bırakıyoruz.
|