EPiOS BÜLTEN

Bu bültendeki tüm yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

mayıs - haziran '07   sayı:4

 
 

 
  Psikiyatrist Dr. Z. Nurdan Arıtürk  
 ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
 

Aysel’in 29 yaşında olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Solgun yüzü, yorgun bakışları, sapsarı birkaç dişi kalmış olan ağzı, en azından kırklı yaşlarında olduğu izlenimini veriyordu.  

Halsizlik, yorgunluk, midesinde ağrı, unutkanlık gibi şikayetlerle gelmişti. Eşi alkolikti. Kendisini ve çocuğunu sürekli dövüp dışarıya atıyordu. Bu nedenle ikinci sınıfta olan kızı sık sık okula gidemiyordu. Mahallede bir komşularında bekleyip eşi evden çıktıktan sonra eve tekrar girip oturuyordu. Eşi eşyaların çoğunu kırmıştı. Üç –dört yıldır eşi evin hiçbir ihtiyacını karşılamıyordu. Komşularının yardımlarıyla geçiniyor, ara sıra evlere temizliğe gidiyordu. Dişlerini yaptıracak para bulamadığı için bir yerde çaycılık yapmak gibi bir iş için bile görüşmeye bile gidemediğini söylüyordu. Dişlerinin üç-dört tanesi kocasının dayağı nedeniyle kırılmıştı, diğerleri de çürümüştü. Bütün bunlara “çocuğu babasız büyümesin” gerekçesiyle katlandığını söylüyordu. “Elimden gelse çocuğumu böyle bir baba ile büyütmezdim.” diyordu. 

“Böyle bir babayla” büyümek çocuğunun hayatına “nasıl” olumlu bir katkıda bulunacak da tercihini bu yönde kullanıyor diye merak edip sordum. Ama “Babasız büyüyen çocuklar problemli oluyor.” dedi. “Böyle bir babanın” olumlu katkısının ne olacağını tarif edememişti.  

Babası da alkolikti ve o da annesini ve kendisini dövüyordu. Annesi de “çocukları için” bu duruma katlanmıştı.  Çaresizdi. Doktora geldiğinde de tek isteği sıkıntılarını azaltacak ilaçtı. Bu sıkıntılarının yaşantısı ile bağlantısını görüyordu fakat bu yaşantıyı değiştirmek gibi bir kavramı yoktu. O öyküsünü anlatırken Martin Selingman tarafından “Öğrenilmiş Çaresizlik” olarak bilinen deney aklıma geldi.  Deneyi Aysel’le de paylaştım.  

Deney kısaca şöyle:. Deneyde 24 köpek 3 gruba ayrılmıştı. İki guruptaki köpeklere 30 saniye süreyle elektrik şoku verilmiştir ve bu şoktan bir şekilde kaçmaları mümkün değildir. Ancak birinci gurup köpeğin bir butona bastıklarında bu elektrik şokunu daha erken kesebilmeleri mümkün olmaktadır. Bu gurup “Kaçış Gurubu” olarak isimlendirilmiştir. Diğer gurubun ise butonu çalışmamaktadır. Yani elektrik şoku süresini kısaltma şansları yoktur. Bu gurup “Boyunduruk Gurubu” oları isimlendirilmiştir. Üçüncü gurup köpek ise “Kontrol Gurubu”dur, elektrik şoku uygulanmamıştır.

Deneyin ikinci aşamasında bir çit ile iki bölmeye ayrılmış bir alana götürülmüştür. Çitin elektrik şoku olan tarafına konulmuşlardır. Çitin karşı tarafında elektrik şoku yoktur. Yapılan 10 denemenin sonunda boyunduruk gurubundaki 8 köpekten 6 sı çitin karşısına hiç atlamamıştır. Kaçış gurubu ve kontrol gurubundaki köpekler ise çitin karşı tarafına atlamışlardır. Boyunduruk gurubu köpeklere bir hafta sonra deney tekrarlandığında 5 i gene karşı tarafa atlamak için hiçbir eylemde bulunmamıştır.

Aysel annesinden aldığı model yoluyla da, kendi babasının ve annesinin dayaklarına engel olamama yaşantı deneyimleri yoluyla da çaresizliği öğrenmişti. Kadın sığınma evlerini duymuştu. Fakat bu kendisi için sadece bir sözcükten ibaretti. Çare değildi. Bildiği çare olarak birkaç defa annesinin evine dönmüştü fakat oradaki yaşantısı da kendi evinden çok farklı olmamıştı. Çaresizlik öğrenimi daha da pekişmişti. Doktora sadece bu acılarını daha az hissetmesini sağlaması için ilaç almaya gelmişti. Kendi çocuğu için kendisinin de çaresizlik modeli oluşturduğu, kadın sığınma evleri ve olanaklarını gidip araştırmak bile aklına gelmemişti. Örneğin şimdi daha iyi bir işte çalışmasının engeli olarak gördüğü dişleri konusunda yardım alıp alamayacağını hiç sormamıştı.  

Bu öyküdeki öğrenilmiş çaresizlik kolay görünebilir durumda. Öğrenilmiş çaresizliğin yaşamımızda bundan çok daha yaygın, farklı isimlerle kamufle edilerek bir öğreti haline geldiğini gözlüyorum. 

Örneğin, bir kızın mutlu olabilmesi ancak çok güzel olması, bir erkeğinde çok yakışıklı ve zengin olması durumunda mümkündür. Böyle olmayanlar mutlu olmayı hiç hayal etmeseler daha iyi olur. Filmlerdeki çirkin kızlar mutluluk hayalleriyle dalga geçilebilmesi için vardır. Böylece güzelin mutluluğa hakkı daha bir vurgulanır. Burnu uzun ya da kemerliyse bir kız nasıl sevilebilir nasıl mutlu olabilir ki? Ya da dudakları yeterince dolgun değilse çaresizdir. Veya tek çaresi estetik ameliyat yaptırmaktır. Bunun için parası yoksa gene çaresizdir. Bunlar düzelmedikçe ne yaparsa yapsın işe yaramayacak şeklindeki önyargısıyla kendisine yakışan elbiseyi, ya da saç biçimini bulması olanağı da kaybolur.  

Böylece çaresizlik duygusu daha da pekişir. Burnu uzun olduğu için gülüşünün güzelliğini göremez olur. Eğer tatları ayırt edebilme yeteneği yüksek biri ise bu yeteneğini geliştirerek iyi bir yemek ustası olması olanağı, damak tadının kendisi için olduğu gibi önemli olan biriyle birlikte paylaşarak mutlu olabilmesi olanağı kaybolur uzun burnu yüzünden. Bu da öğrenilmiş çaresizlik değil mi sizce?

Bu konuda günümüzde medyanın katkıları neredeyse sürekli. Hemen hemen her gün televizyona “çaresiz insanlar” daha çok kadınlar çıkartılıyor. Hemen hemen hepside bir erkekle ilişkisinde çaresizlik yaşıyorlar. Tek çareleri de o “bozuk” kişinin düzelmesi. Bunu bazen görüntüde gerçekleştirmiş oluyorlar. Adam yaptığı “yanlışı” anlamış pişman görünüyor. Bir daha böyle şeyler yapmayacağına dair söz veriyor. Böylece düşünülen tek çareye ulaşılmış olunuyor. İkisine de bir daha böyle yapmamaları yönünde öğütler verilip mutlu mesut gönderiliyorlar. 

Fakat aslında hem “tek çare” kavramıyla, hem de ancak kendilerinin yardımıyla ve sadece “şanslı” birkaç kişinin buna ulaşabilmesi nedeniyle öğrenilmiş çaresizlik kavramını destekliyorlar. Kadın burada bu durumdan kendi gücüyle bir çıkış bulabilmesi veya kendisine yardım edebilecek kişi veya kurumların desteğini alabilmesinin yolunu bulabilmiş olmuyor. Tersine başkalarının da bu durumdan çıkışın başka bir çaresi olmadığının başkaları tarafından da onaylanmasını yaşayarak çaresizliğini pekiştiriyor.

Bu tabloda kadın güzel olmayı başarabilirse “sınırsız” bir mutluluk onu bekliyor gözüküyor. Halbuki hiç de öyle olmuyor. Bu güzel kadının çok güzel ve kaliteli giyinmesi ve pahalı yerlere gidebilmesi gerekiyor mutlu olabilmesi için. Çünkü kendisini mutlu edebilecek erkekler ancak oralarda bulunabilir. Bunun için olanakları yoksa yaratması gerekiyor. Bu konuda kredi kartları kendilerine çok yardımcı oluyorlar!  Mutluluk için küçük bir bedel.  

Bu durumlara rağmen biraz mutluluk bulabilmişlerse, bu sefer de kaybolmasın diye uğraşmaları gerekiyor. Çünkü güzelliklerine bağlı olan mutlulukları yaş çizgileriyle bozulacak. Sürekli olarak buna dikkat etmek durumunda, korkuyla yaşıyorlar.  

Öğrenilmiş çaresizliğin birçok yerde başka kılıflarda çok yaygın bir şekilde bulunduğunu düşünüyorum.  

Örneğin bir bahçeden ürün almak için o bahçeyi zararlılardan temizlemek,  otlardan, böceklerden korumak, büyümesini istediğimiz şeyleri ise beslemek ve korumak gerekiyor. Bize bu zararlılarla asla başa çıkamayacağımız öğretilmiş olsa yetişmiş hiçbir bahçemiz olmazdı diye düşünüyorum.  

Ne dersiniz?

 

 
 
 
 
 
 
 

ara güler - antalya

 
   
   
   
   
   
   
   

 

PSİKOTERAPİ MERKEZİ

2007