|
Aysel’in 29
yaşında olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Solgun yüzü, yorgun
bakışları, sapsarı birkaç dişi kalmış olan ağzı, en azından kırklı
yaşlarında olduğu izlenimini veriyordu.
Halsizlik,
yorgunluk, midesinde ağrı, unutkanlık gibi şikayetlerle gelmişti. Eşi
alkolikti. Kendisini ve çocuğunu sürekli dövüp dışarıya atıyordu. Bu
nedenle ikinci sınıfta olan kızı sık sık okula gidemiyordu. Mahallede
bir komşularında bekleyip eşi evden çıktıktan sonra eve tekrar girip
oturuyordu. Eşi eşyaların çoğunu kırmıştı. Üç –dört yıldır eşi evin
hiçbir ihtiyacını karşılamıyordu. Komşularının yardımlarıyla geçiniyor,
ara sıra evlere temizliğe gidiyordu. Dişlerini yaptıracak para
bulamadığı için bir yerde çaycılık yapmak gibi bir iş için bile
görüşmeye bile gidemediğini söylüyordu. Dişlerinin üç-dört tanesi
kocasının dayağı nedeniyle kırılmıştı, diğerleri de çürümüştü. Bütün
bunlara “çocuğu babasız büyümesin” gerekçesiyle katlandığını söylüyordu.
“Elimden gelse çocuğumu böyle bir baba ile büyütmezdim.” diyordu.
“Böyle bir
babayla” büyümek çocuğunun hayatına “nasıl” olumlu bir katkıda bulunacak
da tercihini bu yönde kullanıyor diye merak edip sordum. Ama “Babasız
büyüyen çocuklar problemli oluyor.” dedi. “Böyle bir babanın” olumlu
katkısının ne olacağını tarif edememişti.
Babası da
alkolikti ve o da annesini ve kendisini dövüyordu. Annesi de “çocukları
için” bu duruma katlanmıştı. Çaresizdi. Doktora geldiğinde de tek
isteği sıkıntılarını azaltacak ilaçtı. Bu sıkıntılarının yaşantısı ile
bağlantısını görüyordu fakat bu yaşantıyı değiştirmek gibi bir kavramı
yoktu. O öyküsünü anlatırken Martin Selingman tarafından “Öğrenilmiş
Çaresizlik” olarak bilinen deney aklıma geldi. Deneyi Aysel’le de
paylaştım.
Deney kısaca
şöyle:. Deneyde 24 köpek 3 gruba ayrılmıştı. İki guruptaki köpeklere 30
saniye süreyle elektrik şoku verilmiştir ve bu şoktan bir şekilde
kaçmaları mümkün değildir. Ancak birinci gurup köpeğin bir butona
bastıklarında bu elektrik şokunu daha erken kesebilmeleri mümkün
olmaktadır. Bu gurup “Kaçış Gurubu” olarak isimlendirilmiştir. Diğer
gurubun ise butonu çalışmamaktadır. Yani elektrik şoku süresini kısaltma
şansları yoktur. Bu gurup “Boyunduruk Gurubu” oları isimlendirilmiştir.
Üçüncü gurup köpek ise “Kontrol Gurubu”dur, elektrik şoku
uygulanmamıştır.
Deneyin
ikinci aşamasında bir çit ile iki bölmeye ayrılmış bir alana
götürülmüştür. Çitin elektrik şoku olan tarafına konulmuşlardır. Çitin
karşı tarafında elektrik şoku yoktur. Yapılan 10 denemenin sonunda
boyunduruk gurubundaki 8 köpekten 6 sı çitin karşısına hiç atlamamıştır.
Kaçış gurubu ve kontrol gurubundaki köpekler ise çitin karşı tarafına
atlamışlardır. Boyunduruk gurubu köpeklere bir hafta sonra deney
tekrarlandığında 5 i gene karşı tarafa atlamak için hiçbir eylemde
bulunmamıştır.
Aysel annesinden aldığı model yoluyla da, kendi babasının ve annesinin
dayaklarına engel olamama yaşantı deneyimleri yoluyla da çaresizliği
öğrenmişti. Kadın sığınma evlerini duymuştu. Fakat bu kendisi için
sadece bir sözcükten ibaretti. Çare değildi. Bildiği çare olarak birkaç
defa annesinin evine dönmüştü fakat oradaki yaşantısı da kendi evinden
çok farklı olmamıştı. Çaresizlik öğrenimi daha da pekişmişti. Doktora
sadece bu acılarını daha az hissetmesini sağlaması için ilaç almaya
gelmişti. Kendi çocuğu için kendisinin de çaresizlik modeli oluşturduğu,
kadın sığınma evleri ve olanaklarını gidip araştırmak bile aklına
gelmemişti. Örneğin şimdi daha iyi bir işte çalışmasının engeli olarak
gördüğü dişleri konusunda yardım alıp alamayacağını hiç sormamıştı.
Bu
öyküdeki öğrenilmiş çaresizlik kolay görünebilir durumda. Öğrenilmiş
çaresizliğin yaşamımızda bundan çok daha yaygın, farklı isimlerle
kamufle edilerek bir öğreti haline geldiğini gözlüyorum.
Örneğin, bir kızın mutlu olabilmesi ancak çok güzel olması, bir
erkeğinde çok yakışıklı ve zengin olması durumunda mümkündür. Böyle
olmayanlar mutlu olmayı hiç hayal etmeseler daha iyi olur. Filmlerdeki
çirkin kızlar mutluluk hayalleriyle dalga geçilebilmesi için vardır.
Böylece güzelin mutluluğa hakkı daha bir vurgulanır. Burnu uzun ya da
kemerliyse bir kız nasıl sevilebilir nasıl mutlu olabilir ki? Ya da
dudakları yeterince dolgun değilse çaresizdir. Veya tek çaresi estetik
ameliyat yaptırmaktır. Bunun için parası yoksa gene çaresizdir. Bunlar
düzelmedikçe ne yaparsa yapsın işe yaramayacak şeklindeki önyargısıyla
kendisine yakışan elbiseyi, ya da saç biçimini bulması olanağı da
kaybolur.
Böylece çaresizlik duygusu daha da pekişir. Burnu uzun olduğu için
gülüşünün güzelliğini göremez olur. Eğer tatları ayırt edebilme yeteneği
yüksek biri ise bu yeteneğini geliştirerek iyi bir yemek ustası olması
olanağı, damak tadının kendisi için olduğu gibi önemli olan biriyle
birlikte paylaşarak mutlu olabilmesi olanağı kaybolur uzun burnu
yüzünden. Bu da öğrenilmiş çaresizlik değil mi sizce?
Bu
konuda günümüzde medyanın katkıları neredeyse sürekli. Hemen hemen her
gün televizyona “çaresiz insanlar” daha çok kadınlar çıkartılıyor. Hemen
hemen hepside bir erkekle ilişkisinde çaresizlik yaşıyorlar. Tek
çareleri de o “bozuk” kişinin düzelmesi. Bunu bazen görüntüde
gerçekleştirmiş oluyorlar. Adam yaptığı “yanlışı” anlamış pişman
görünüyor. Bir daha böyle şeyler yapmayacağına dair söz veriyor. Böylece
düşünülen tek çareye ulaşılmış olunuyor. İkisine de bir daha böyle
yapmamaları yönünde öğütler verilip mutlu mesut gönderiliyorlar.
Fakat
aslında hem “tek çare” kavramıyla, hem de ancak kendilerinin yardımıyla
ve sadece “şanslı” birkaç kişinin buna ulaşabilmesi nedeniyle öğrenilmiş
çaresizlik kavramını destekliyorlar. Kadın burada bu durumdan kendi
gücüyle bir çıkış bulabilmesi veya kendisine yardım edebilecek kişi veya
kurumların desteğini alabilmesinin yolunu bulabilmiş olmuyor. Tersine
başkalarının da bu durumdan çıkışın başka bir çaresi olmadığının
başkaları tarafından da onaylanmasını yaşayarak çaresizliğini
pekiştiriyor.
Bu tabloda
kadın güzel olmayı başarabilirse “sınırsız” bir mutluluk onu bekliyor
gözüküyor. Halbuki hiç de öyle olmuyor. Bu güzel kadının çok güzel ve
kaliteli giyinmesi ve pahalı yerlere gidebilmesi gerekiyor mutlu
olabilmesi için. Çünkü kendisini mutlu edebilecek erkekler ancak
oralarda bulunabilir. Bunun için olanakları yoksa yaratması gerekiyor.
Bu konuda kredi kartları kendilerine çok yardımcı oluyorlar! Mutluluk
için küçük bir bedel.
Bu durumlara
rağmen biraz mutluluk bulabilmişlerse, bu sefer de kaybolmasın diye
uğraşmaları gerekiyor. Çünkü güzelliklerine bağlı olan mutlulukları yaş
çizgileriyle bozulacak. Sürekli olarak buna dikkat etmek durumunda,
korkuyla yaşıyorlar.
Öğrenilmiş
çaresizliğin birçok yerde başka kılıflarda çok yaygın bir şekilde
bulunduğunu düşünüyorum.
Örneğin bir
bahçeden ürün almak için o bahçeyi zararlılardan temizlemek, otlardan,
böceklerden korumak, büyümesini istediğimiz şeyleri ise beslemek ve
korumak gerekiyor. Bize bu zararlılarla asla başa çıkamayacağımız
öğretilmiş olsa yetişmiş hiçbir bahçemiz olmazdı diye düşünüyorum.
Ne dersiniz? |