epios bülten
bu bültendeki yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

sayı 5   kasım - aralık '07

  Bülten Bültenler Arşiv Ana Sayfa  
  ONARICI DİYALOGLAR Dr. Nurdan Arıtürk  
 

Gittiğim bir kongredeki konferansta anlatılan bir çalışmanın ismi “onarıcı diyaloglar”dı. İsveç’te yapılmış bir bu çalışma. İsveç sanırım birçok kişinin bildiği şekilde suç oranının çok düşük olduğu bir ülkedir. Bu ülkede 1997 (?) yılında herkesi şok eden bir suç işlenmiş. Suçun gelişimi şöyle olmuş;  Göçmen olarak İsveç’te bulunan doğu kökenli birkaç genç bir barın kapısında girmek için kuyrukta sıra beklerken badigardlar tanıdıkları birkaç kişiyi sırasız içeriye almışlar. Bunun üzerine kendileri de sırasız girmek istemişler fakat badigardlar onların sıraya girmeleri konusunda ısrar etmişler. Bunun üzerine gençler “bunu size ödeteceğiz” diyerek olay yerinden ayrılmışlar. Gidip babalarının evde asılı duran silahını alarak olay yerine geri dönüp, kapıdaki iki badigardı öldürdükten sonra içeriye girip rastgele ateş açarak üç kişinin daha ölümüne yol açmışlar.

 

Bu olay bütün ülkede büyük bir korkuya neden olmuş. Bunun tekrarlamaması için ne yapabileceklerini bütün kurumlarıyla düşünmeye başlamışlar. Bu durumların tekrarlamaması için önlerinde iki seçenek olduğunu görmüşler. Biri zalim olmakmış. (Bunu söylerken kontrol davranışlarını arttırmak ve cezaları yükseltmekten bahsediyordu.) Fakat bu yol bu kişilerin kendi kimliklerini suçlulukta bulmalarına neden olarak daha sonra cezalarının bitiminde bu davranışlarını tekrarlama eğiliminde olmalarına yol açabileceğini fark etmişler. Bu yaklaşımın, olayların azalmasını sağlama ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünmüşler. Olayların tekrarlanmasını da azaltacak, zalim olmayan. Daha insani bir yol olmalı diyerek arayışlara girmişler.

. Bunu yapan kişilerin özelliklerini ve niçin bunu yaptıklarını anlamaya çalışmışlar.

 

Bu kişileri, suça iten temel duygunun utanç olduğunu fark etmişler. Bunu tetikleyen herhangi bir olayın çok yüksek bir öfkeye yol açıyormuş.  Bu utanç duygusunu onaracak bir yol bulmaları gerektiğini görmüşler.  Burada bir çocuğun duygu gelişiminde temel yapıyı, ebeveynlerinin kendileriyle diyalog kurup kurmamasının belirlediğini bilmeleri kendilerine yol göstermiş.

 

 
Bu bilgilerimizi kısaca özetleyelim:

Şöyle ki Bir-iki yaşlarındaki küçük bir çocuk henüz kendisi için tehlikeli olan şeylerin farkında olmadığından ebeveyni tarafından durdurulmak zorundadır. Bu engellenme kendisini olumsuz bir varlık olarak algılamasına yol açar, değersiz hisseder, utanç duyar.  Ebeveyni çocuğunun bu durumunu algılayıp, onu kucağına alıp sever, onun kendisi için çok değerli olduğunu, ona zarar gelmemesi için kendisini durdurduğunu anlatırsa,-yani onunla diyalog kurarsa- değersizlik duygusu yerini değerli olmaya bırakır. "Utanç" duygusunun yerini de "onur" duygusu alır.  Bu,  kendisinin yapmış olduğu olumsuz bir davranışın kendisinin “bütünüyle olumsuz”

hale getirmediğini, sadece "davranışının" kendisine veya başkasına zararı olabilecek olumsuz bir davranış olduğu şeklinde bir düşünce yapısı geliştirmesini sağlar. Bu şekilde davranışlarla başlayan diyalog daha sonra çocuk büyüdükçe, yapılan kısıtlamaların nedenlerinin konuşulabildiği, duruma göre gerekirse değiştirilebildiği sözlü "diyalog" la da sürdürülürse çocukta "onur" duygusu yerleşir. (Burada bahsettiğimiz onur duygusu, kendinin olumlu, sevilen, sevilecek özellikleri olan bir insan olduğuna inancı olması anlamında bir onur duygusundan bahsediyoruz. Bu herhangi bir davranışla kırılabilecek, yok olabilecek bir duygu değildir. Mesela birisi ona basit denilebilecek bir haksızlık yaptığında onu öldürme davranışına yol açmaz, hakkını arama davranışına yol açar.) Yani durdurulmayla açılan yara diyalogla sarılır, kapanır.  .

 Bu olmadığında,  çocuk sadece durdurulup bırakıldığında utançla kalır. Kendi tüm varlığını olumsuz bir yapı olarak algılar. Ebeveyni utancını destekleyen davranışlarda gösterebilir. Çocuğu dövüp, bir daha yaparsan daha çok döverim der. Çocuk ne olduğunu anlamaz sadece ne olduğunu bilmeden istediği bazı şeylere engel olunmaktadır. Halbuki o "şeyi" yapmakla ilgili merakı ve isteği devam etmektedir. Bu kendisini "olumsuz bir varlık" olarak algılamasına yol açar.  Gelişimi böyle devam eden bir insanın kaybedebileceği bir şey olmadığından utanç duygusunun tetikleyen durumlar çok yüksek patlamalara yol açabilirler.

 

Suç, yapılan eylemin o ondaki direkt etkilerinden başka, suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi yayılan birtakım etkilere neden olur.  

 

 
 

Yazının Devamı

 

epios bülten 2007