epios bülten
bu bültendeki yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

sayı 6  ocak-şubat '08

  Bülten Bültenler Arşiv Ana Sayfa  
 

YARALARI İYİLEŞTİREN ŞİFACI; ZAMAN...

Psk. Mahmut Şefik Nil

 
 

Hepimiz sıkıntıları içinde boğulan birine ihtiyacı olanın ‘zaman’ olduğunu söylemişizdir. Fiziksel yaralarımızın iyileşme süresinden hareketle yapılmış olan bir gözlem, ruhsal yaralarımızın iyileşmesini örnekleyen bir imge gibi durmaktadır.. Çünkü dışarıdan bir gözlemci ya da kendi süreçlerimizden yaşayan biri olarak gördüğümüz, gerçekten de her yaranın iyileşmesi için belli bir zaman geçmesi gerektiğidir. Yaralar bilim kurgu filmlerindeki gibi anında iyileşemezler.

 

Peki, gerçekten de zaman, atfedildiği gibi şifacının kendisi midir yoksa gerçek iyileştiricinin görünür olduğu ve etkinliğini sergilediği bir alan mıdır?  Eğer zaman, öne sürüldüğü gibi gerçekten iyileştirici ise neden bazı anılarımızın yarattığı duygular ilk yaşandığı an kadar keskin hissedilmekte ve hatta şu an ki gerçekliği bile değiştirebilmektedir?

 

Bu soruyu inceleyen biliminsanları, yanıtları beyinlerimizdeki nörolojik ağın yapısında bulmuşlardır. İnsan beyni öğrenerek ve öğrendiğini bilgi-deneyim repertuarına ekleyerek hareket eden bir organik sistemdir. Diğer canlılardan farklı olarak beyninin ön kısmında, ‘prefrontal lob’ olarak adlandırılan kısımda var olan bir sinema perdesine sahiptir ve hareket edeceği yönü daha hareket etmeden orada tasarlar ve oradaki kurguya göre hareket eder.

 

Biliminsanları prefrontal lobda oynayan tasarımsal sahnelerin kaynağının deneyimler olduğunu söylüyorlar. Her deneyim geçmişe ait bir gerçekliktir. Ancak insan zihninde geleceğe ait bir varsayım ve yeniden gerçekleşme ihtimali olan bir sahne olarak da etkinleşir. Bunun anlamı, her birimizin şu andaki ve geleceğe dair olan eylemlerinin geçmiş deneyimlerden alabildiğine

etkileniyor olduğudur.

 

Bu geçmiş deneyim izleri beynimizde nöronlar arasındaki köprüler aracılığı ile aktifleşebilmektedirler.  Yani, insan beyni bir şey öğrendiğinde iki beyin hücresi arasında bir köprü kurulur. Bu oldukça cılız bir bağlantıdır ve sıklıkla kopar. Ancak ne kadar sık tekrarlanırsa o kadar güçlü ve kopmaz bir bağ olarak insan zihnindeki çağrışım zinciri içindeki yerini alır.

 

Bu sistemin oluşumunu Daniel Goleman’ın “Sosyal Zeka” adlı kitabından bir örnekle daha anlaşılır kılalım:

 

“Merhum hipnoterapist Milton Erikson, yirminci yüzyılın başlarında Nevada’nın küçük bir kasabasında geçen çocukluğunu anlatırdı. Kışların hayli sert geçtiği bu yerde, onun en büyük zevklerinden biri uyandığında bütün gece yağan karın her yanı kaplamış olduğunu görmekti.

 

Böyle günlerde, küçük Milton karlar arasında okula doğru bir iz açan ilk kişi olmak için telaşla hazırlanırdı. Sonra da bile zikzaklar çizerek dolambaçlı bir yol izler, çizmeleri ile yeni düşmüş karın içinden ilk patikayı açardı.

 

O yolda ne kadar zikzak çizerse çizsin, arkasından gelen ilk çocuk –sonra bir diğeri ardından bir sonraki- kaçınılmaz olarak bu en az engelli patikayı izlerdi. Günün sonunda ise burası sabit bir güzergah, herkesin izlediği tek yol haline gelirdi.”

 

Erikson’un alışanlıkların oluşumunu tariflemek için anlattığı bu yaşantısı Goleman’ın da vurguladığı gibi beyinlerimizde oluşan öğrenmeleri ya da bir diğer adı ile nöronlar arasındaki bağlantıların nasıl oluştuğunu anlamak için de kullanılabilir. Tıpkı bu metaforda olduğu gibi insan tarafından sıklıkla yapılan her şey daha sağlam ve kalıcı  bir nöron ağının kurulmasına neden olur

 

Beyinle ilgili araştırmalar göstermektedir ki beyinde kullanılmayan sinir ağı şebekeleri zaman içinde sönmektedir. ‘Unutmak’ olarak adlandırdığımız bu yaşantı, insan beyninde yeni öğrenmeler için alan açmak adına gelişen bir sistemdir.

Bu yer açma işleminin ilginç bir örneği görme engelli insanların işitsel sinir ağlarının kullanılmayan görme hücrelerini işgal ederek kullanmalarıdır.  Bunun anlamı görme engelli birinin işitsel hafızasının çok daha güçlü olacağı, bir çeşit beyinsel görme yaşayacağıdır.

Yani Beynin bu sistemi bize açıklanması gereken bir başka soru getirmektedir. Madem kullanılmayan sinir ağları zaman içinde sönüyor, o halde nasıl oluyor da yıllar öncesinin deneyimleri sönmüyor ya da kaybolmuyor?

 

Biliminsanları yaşanan gerçekliğin şaşırtıcı bir şekilde sadece insan beyninin içinde gerçekleştiğini söylüyorlar. Çevremizdeki gerçeklik olarak adlandırdığımız her “şey"

 
 

Yazının Devamı

 

epios bülten 2007