|
Oksitosinin
süt üretimindeki fonksiyonundan hareketle çağlar boyunca çocuk
yetiştiren kadının beyninde bu salgının daha kolay salgılanacağı
bir yapının evrimleştiğini savunmak mümkün. Böylelikle annelik
sabrı dediğimiz işlevin ortaya daha kolay çıktığını
düşünebiliriz.
Oysa erkek bünyesinde salgılanan androjenler (ki bir miktar
kadın bünyesinde de salgılanır) oksitosinin yatıştırıcı etkisini
bastırır. Oysa kadınlık hormonu olan östrojen bu yatıştırıcı
etkiyi güçlendirir.
Bu fark kadın erkek davranışlarında farklar yaratır. Kadınlar
stres altındayken grupla işbirliğine daha yatkın davranırken
erkekler tek başlarına kalmak isterler ve içlerine kapanırlar.
Bu mekanizma erkeklerin eden daha fazla kalp krizi
geçirdiklerini ve yaşam ömürlerinin eden kadınlardan daha kısa
olduğunu açıklamakta da işlevsel görünüyor.
Şu ana kadar beyinlerimizde oluşan bağların bedenimizde nasıl
etkileri olduğunu anlamaya çalıştık.
Beyin bağlarının oluşumu ile çalışmalarını aktardığımız Schore’a
geri dönersek, gözlem ve incelemelerinden hareketle şu varsayımı
öne sürdü: Yaşamın ileri dönemlerinde deneyimlenen besleyici ve
onarıcı yaşantılar bir ölçüde beyindeki ağların değişmesini
sağlayabilir mi? |