epios bülten
bu bültendeki yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

sayı 6  ocak-şubat '08

  Bülten Bültenler Arşiv Ana Sayfa  
 

YARALARI İYİLEŞTİREN ŞİFACI; ZAMAN...

Psk. Mahmut Şefik Nil

 
 

Oksitosinin süt üretimindeki fonksiyonundan hareketle çağlar boyunca çocuk yetiştiren kadının beyninde bu salgının daha kolay salgılanacağı bir yapının evrimleştiğini savunmak mümkün. Böylelikle annelik sabrı dediğimiz işlevin ortaya daha kolay çıktığını düşünebiliriz.

 

Oysa erkek bünyesinde salgılanan androjenler (ki bir miktar kadın bünyesinde de salgılanır) oksitosinin yatıştırıcı etkisini bastırır. Oysa kadınlık hormonu olan östrojen bu yatıştırıcı etkiyi güçlendirir.

 

Bu fark kadın erkek davranışlarında farklar yaratır. Kadınlar stres altındayken grupla işbirliğine daha yatkın davranırken erkekler tek başlarına kalmak isterler ve içlerine kapanırlar. Bu mekanizma erkeklerin eden daha fazla kalp krizi geçirdiklerini ve yaşam ömürlerinin eden kadınlardan daha kısa olduğunu açıklamakta da işlevsel görünüyor.

 

Şu ana kadar beyinlerimizde oluşan bağların bedenimizde nasıl etkileri olduğunu anlamaya çalıştık.

 

Beyin bağlarının oluşumu ile çalışmalarını aktardığımız Schore’a geri dönersek, gözlem ve incelemelerinden hareketle şu varsayımı öne sürdü: Yaşamın ileri dönemlerinde deneyimlenen besleyici ve onarıcı yaşantılar bir ölçüde beyindeki ağların değişmesini sağlayabilir mi?

 

Her geçen gün daha derine inebilen teknikler keşfeden sinirbilimciler yaklaşık 1400 gram ağırlığındaki beyinlerimizin canlı ve kendini yeniden yapılandırma yeteneğine sahip bir organ olduğu konusunda hem fikir olmaya başladılar.

 

Gariptir ki insanların sezgisel olarak ifade ettikleri bazı cümleler şu an biliminsanlarınca yeniden açıklanmakta ve oluşum mekanizması bilimsel olarak görünebilir olmaktadır. Örneğin bir insana kırk gün deli denince delireceğini söyleyen atasözünü bir de beyinlerimizin yeni keşfedilen bu yeteneği açısından düşünelim. Biliminsanları artık bu sözün mecazi bir tanımlama olmaktan daha fazla bir gerçekliği olduğuna eminler.

 

Şimdi,  kendi derinliklerimize inerek tarihimizin anımsanabilen bölümlerinde bize hangi etiketlerin yapıştırıldığını ve bu etiketleri nasıl ve sürekli olarak güncelleyip algılarımızı sınırladığımızı gözden geçirebiliriz. Böylelikle Schore’un vurguladığı gibi ruhsal yaralarımızı iyileştirmesi için zamandan değil de onarıcı deneyimlerimizden medet umabiliriz.

 

 

NOT: Bu yazı hazırlanırken DANIEL GOLEMAN'ın "SOSYAL ZEKA" adlı eserinden yararlanılmıştır.

 
 

Bültene Dönüş

 

epios bülten 2007