epios bülten
bu bültendeki yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

sayı 5   kasım - aralık '07

  Bülten Bültenler Arşiv Ana Sayfa  
  YATAKTAKİ FAY HATTI Psk. Mahmut Şefik Nil  
 

Terapi odaları bazen çok sessizdir, bazen kendinden emin cümlelerin çok net kuruluverdiği, bazense ne diyeceğinden emin olmak isteyen cümlelerin bir görünüp bir kaybolduğu bir yerdir. Şu an duyduğum cümleler ne kendinden emin, ne sessiz, ne de kendi gerçeğini arıyor. Bu kez, tartışan bir çift ile birlikteyim.

 

Bir ateşten top görüyorum. Kim tutsa eli yandığı için diğerine fırlatıyor. Kim tüm iyi niyetiyle eline alsa bir süre sonra yakıcılığını fark edip diğerine fırlatıyor.

 

“Tam on üç yıl,” diyor Kadın, “Tam on üç yıl beni hiç anlamadın!  Ne yapacağıma hep sen karar verdin! Tatilde nereye gideceğimize, üstüme ne giyeceğime, akşam ne yiyeceğime...” Gözlerindeki ifadeden öfkesini görüyorum. Ama içimdeki bir ses bana o öfkenin ardında ne olduğunu soruyor. İliklerime kadar donduran bir hayal kırıklığı ve yalnızlık görüyorum: On üç yıl “hiç anlaşılmadığını yaşamak” zor olmanın ötesinde, ıssız bir adada geçen ve her gününde gördüğüm her ışığa “kurtarıcı gemi” umudu ile yaklaştığım hayal kırıklığı dolu on üç yıl anlamına geliyor.

 

Adam ise karmaşık bir yüzle ve şaşkınlıktan irileşmiş gözleriyle bakarak fısıldıyor: “Ama bana bunu hiç söylemedin.” Ellerini nereye koyacağını bilemiyor.

 

İşte tam bu cümle ile daha büyük bir patlama oluyor kadında: “Söylemedim mi? Ne zaman senin istemediğin bir şeyi “Yapalım.” desem bağırdın, çağırdın, küstün, ayrı yattın... Söylemedim öyle mi? Ne söyleyeceğime bile sen karar verdin!”

 

Yukarıdaki sahne bu repliklerle olmasa bile bu içerikle sık sık yaşanır. Eşlerden biri, bazı nedenlerle yıllarca biriktirdiği duygularını bir gün

 

aniden su yüzüne çıkmış bulur. Kişisel gözlemlerim, yakın zamanda yaşanmış bir travmatik ya da yaşamı sorgulatıcı deneyimin bu patlamaları kolaylaştırdığı yolundadır. 

 

Peki, nasıl oluyor da biri yıllarca kendini anlatamıyor? Ya da nasıl oluyor da çiftlerden biri diğerinin ne yaşadığını, nasıl bunaldığını, nasıl bir yalnızlıkla kıvrandığını algılamıyor? Daha da ilginci, bu nasıl ve neye karşı bir ittifaktır ki çiftler sonu yıkıcı bir patlama ile biten derin bir sessizlikte yıllarını geçiriyorlar?

 

Bu soruların yanıtı, her çift için farklıdır. Çünkü her çiftin kişiliği, tarihi, yapısı bir diğerinden farklıdır.  İlişkideki çiftlerin her biri nasıl ayrı kişiliklerse birlikte yarattıkları ilişkileri de benzersiz kişilikteki bir insan gibi diğer ilişkilerden farklıdır. Bazı ilişkiler çok sosyaldir, bazıları içine kapalı… Bazı ilişkiler saldırgandır, bazıları öfkeli,bazıları tutkulu…  Bu farklılıklara rağmen hiç kuşku duymadığımız bir nokta, insanların bir ilişkiye başlarken onu içsel kararlarla belirledikleri “bir süre” yaşama niyetinde olduklarıdır. Bu süre, kısa bir flörtten bir ömre yayılan geniş bir zaman yelpazesi olarak da görselleştirilebilir.

 

 

 
 

Yazının Devamı

 

epios bülten 2007