|
Ayla Hanım
ise “Neden eşim tarafından korunmalıyım?” sorusunu kendisine
sormamıştır. Çünkü bir erkeğin en temel görevinin karısını
korumak olduğu yolundaki öğreti ile büyümüştür. Gerçek bir
tehlikenin varlığında bırakın eşleri, diğer insanların bile
birbirlerini korumaları oldukça sık yaşanan olağan bir durumdur.
Ancak Ayla Hanımın yaşantısında gerçek bir tehdit yerine hayali
(ve eşinin kendi yanında olmasını sağlayan oldukça stratejik)
bir hırsız tehdidi vardır.
Yetişkin bir
insanın hırsızdan korkması anormal bir durum değildir ancak
kapıları kilitlemek ya da daha etkin bir önlem alarak kendini
rahatlatabilmesi “yetişkinlik” tanımı içinde ele aldığımız bir
beceridir. Oysa bir nedenle Ayla Hanım kendisini
rahatlatamamakta, emniyet duygusu içinde hissedememektedir.
Yetişkin birisi olarak kendini koruyabileceğini
düşünememektedir. Yani Ayla
Hanım güçsüzdür ve bu nedenle korunması gerekmektedir. Oysa
güçsüz olduğunu beyan eden bir kişinin, güçlü olduğunu beyan
eden diğer kişiyi ustalıkla yönettiğini etkin bir gözlemle
anlamak çok kolaydır. “Güçsüzün gücü” diyebileceğimiz bu
stratejide gücü tanımak gerçekten zordur çünkü güçsüzlükten
oluşan bir koyu bir kamuflajın altına gizlenmiştir.
Peki, Ayla Hanım gerçekten kötü niyetli ve çevresini ya da
eşini sürekli olarak yönetmeye çalışan despot ruhlu bir kişi
midir? Elbette ki hayır… Ancak bu motivasyonu anlamak için bir
noktaya dikkatle bakmak gerekecektir:
Tüm canlıların yaşadıkları çevreyi kendileri için en
güvenilir ve yaşanabilir çevre kılma gayreti içinde olduklarını,
yaşam alanlarını koruyabilmek için çevrelerini etkin yollarla
değiştirdiklerini ve yönettiklerini söyleyelim.
Örneğin, her gün önünden geçtiğimiz için fark etmediğimiz bir
ağaç bile, biz tam da önünden geçerken kökleri ile toprağı
yarmakta, daha bol su kaynaklarına ulaşmaya çalışmakta, yaprak
ve dalları ile yapabildiği ölçüde binaları ittirmekte, daha çok
hava alabileceği ve genişleyerek yayılabileceği bir dünya
yaratmaya çalışmaktadır. |