epios bülten
bu bültendeki yazılar kaynak gösterilerek izinsiz kullanılabilinir.

sayı 5   kasım - aralık '07

  Bülten Bültenler Arşiv Ana Sayfa  
  YATAKTAKİ FAY HATTI Psk. Mahmut Şefik Nil  
 

onunla temasta kalması ve dikkatini Ayla Hanıma yöneltmesi gerekiyor ki Ayla Hanım emniyetli bir dünya algısına ulaşsın ve huzur içinde hissedebilsin. Tersi bir durumda yani göz önünde olmazsa kendine gelebilecek bir tehlike karşısında yardımsız kalacağına ve o biçimde öleceğine dair çok güçlü olan korkusu vardır. Seanslar süren sorulamaların ve araştırmaların bizi ulaştırdığı yer Ayla Hanımın yaşamını şekillendirmiş olan bir travmadır.

 

Bir seansta Ayla Hanım çok yoğun bir duygusal boşalım halinde, yaklaşık olarak on yaşındayken evde yalnız olan babaannesinin kalp krizi geçirerek öldüğünü hatırlamıştır. O ölümde kendisini rahatsız eden en temel duygusu “Eğer birileri babaannesi ile olsaydı belki ölümüne mani olurdu.” duygusudur. Bu duygusunun keşfi ile büyük ölçüde rahatlamıştır. Yıllardır konuşmaktan çekindiği ölüm olayı ile ilgili olarak korkularını açmayı başarmıştır. Ve en büyük korkusunun yalnız ölmek olduğunu ifade etmiştir.

 

Ancak Ayla Hanımla geldiğimiz nokta neden güçsüz olduğu sorusuna bir yanıt oluşturmaktan ziyade yeni ve engellenemez bir güçsüzlük noktasıdır. Çünkü hiç birimiz ölüm karşısında güçlü değilizdir. Ve eninde sonunda ölüm tüm canlılar gibi bizi de yakalayacaktır. Dolayısı ile Ayla Hanımla geldiğimiz yer onun bu doğal süreç karşısındaki güçsüzlüğünü kabul etmenin dışında bir yer değildir.

Oysa ölüm karşısındaki pozisyonumuz güçsüzlük değil doğanın tüm canlıları için işleyen bir yasasıdır. Yani birileri bir alet olmadan uçamadığı için kahroluyorsa bu arzusunun altında başka bir arayış olmalıdır. Çünkü yerçekimi hepimizi bağlayan ortak bir gerçekliktir. O halde bu gerçek bir arzu değildir, kişi başka bir şeyin peşindedir. Bu nedenle Ayla Hanımla biraz geriye gitmek, çözümü nerede kaçırdığımızı görmek açısından oldukça işlevsel olacaktır.

 

Anahtar “evde birileri olsaydı ölüm engellenirdi.” cümlesinde gizlidir. Ayla Hanım, bu cümleyi öyle derin bir suçluluk içinde söylemektedir ki dikkatimiz doğal olarak bu duygunun araştırılmasına kaymaktadır.  “Orada kim olsaydı bu ölümü engellerdi?” sorusuna kendisi bile şaşırarak “Ben!” cevabını vermiştir. Çünkü sık sık babaannesinde kalan Ayla Hanım o gece kendi ailesinin evinde kalmıştır. Temel cümlesi “Eğer orada olsaydım babaannemi kurtarırdım.” cümlesidir. Büyük bir suçluluğun açıkça göründüğü bu cümlenin çok şaşırtıcı ve gizli bir başka içeriği vardır ve Ayla Hanımın güçsüzlüğüyle ilgili algısının altında yatmaktadır. O aslında bir ölümü durdurabilecek kadar güçlüdür. “Tüm güçlülük*” dediğimiz algısını fark etmesi Ayla Hanımın yaşamı boyunca sıkışıp kaldığı güçsüzlük maskesini nasıl bu kadar büyük bir güç harcayarak taşıdığını da açıklayabilmektedir.

 

Ayla Hanımla ilgili örneğimizde ulaştığımızı varsaydığımız bu tablonun bir benzeri de Süleyman Bey için geçerli olacaktır. Yani hiç sorgulamadan yaşamında taşıdığı “Eşimi korumalıyım.” cümlesinin Süleyman Beyin tarihinden süzülüp gelen bir yanıtı olacaktır. 

 

İlginç olan, uzun yıllar susup aniden patlayan ilişkilerde çiftlerin birbirini tamamlayan iki temel cümleye sahip olmalarıdır. Örneğin Ayla Hanım “Korunmalıyım.”, Süleyman Bey “Korumalıyım.” cümlesine sahiptir. Böylelikle biri olmadan diğerinin olmadığı bir ilişki biçiminde sıkışıp kalmışlardır. Yaşamda sıkışıp kalan canlı bu durumu bir süreliğine taşısa bile bulduğu ilk fırsatta sıkıştıran noktadan ayrılarak yeni bir düzleme geçmek isteyecektir.

 

Söz konusu olan, ilişkiler ve özellikle sosyal destekleri çok güçlü olan evlilik kurumu olduğunda (çocuklar, güvenlik, yeni bir hayat kurmanın imkansızlığı gibi) bu sıkışmaları güçlendiren başka faktörlerin varlığı ile çiftler kendilerini zorlanmaya sokan cümlelerine iyice uzaklaşırlar. Büyük bir travma ya da yaşamı sorgulatan bir sürece girene kadar uyuşmuş bir halde yaşamlarına devam ederler.

 

Bu patlamaların bir kısmı ilişkinin bitmesi ya da yuvanın yıkılması ile sonuçlanmaz. Çoğu kez çiftler depremle şekillenen yeryüzü gibi yeni bir ilişki yaratabilirler. Çünkü, ancak zorlayıcı cümleler çözüldüğünde devam edebilen ilişkiler daha özgür ve gerçek ilişkiye daha yakın yaşanabilir.

 

Hepimize zorlayıcı cümlelerden arınmış ilişkiler temennisi ile…

 
 

Bültene Dönüş

 

epios bülten 2007