AYLIK BÜLTEN

 UYKU KARDEŞİM, VER ELİNİ....*

ekim-kasım '06    sayı:1

 

Ne kadar uzun bir gün olursa olsun sonunda hepimiz uyuyoruz. O sırada rüyalar görüyoruz. Çoğu kez ise hiçbir şey anımsamadan geçen saatler sonrasında uyanıyoruz. Neler oluyor o saatlerde, açıklar mısınız?

Bu soruyu yanıtlamak için önce uyku hakkında bir iki genel bilgiye ihtiyacımız var. Yatağa uzandığımız zaman çoğu kez uyku ihtiyacımız belirmiş oluyor. Bunun nedeni dünya üzerinde yaşadığımız coğrafyaya göre ayarlı olan beden saatimiz. Bu saat güneşe, daha ne bir ifade ile aydınlık-karanlık sürelerine ayarlı.

 

Çok geniş saat farkı olan ülkelere uçakla yapılan yolculuklar sonrasındaki uyum sorunları da bu beden saati dediğimiz ayarlama ile mi ilgili o zaman? 

Evet. Bu saatin ayarında bir bozulma olduğu zaman çeşitli uyum sorunları ortaya çıkıyor. Şimdi, insanlar, doğadaki canlı türleri içinde geceleri uyuyan, gündüzleri ise diğer faaliyetlerini sürdüren canlılardan. Karanlığın başlaması ile birlikte insan beyni temel olarak hareketliliği yavaşlatmaya başlıyor. Güneşten başka hiçbir ışık kaynağının olmadığını düşünelim. Karanlık temel olarak belirsizlik ve dolayısı ile ürkme duygusuna neden oluyor. Bu yavaşlama aynı zamanda  türümüze ait bir savunma mekanizması yani. Bu esnada beyinden gelen komutlarla, bedenimizdeki kimyasallarda, yani hormonlarda değişimler ortaya çıkıyor.  Özellikle melatonin dediğimiz kimyasalın salgılanmasında artış oluyor.

 

Melatonin nedir?

Melatonin bedenin yorgunluğa karşı olarak ürettiği ve bedende tamir yapılmasını sağlayan bir anti oksidan kimyasal. Ve uykuya dalmamıza neden oluyor. Araştırmalar, melatoninin, özellikle kanser engelleyici ve yaşlanmayı yavaşlatıcı etkileri olduğu yönünde. Karanlığın kalitesi ile melatonin salgısı arasında bağlar var. Yani beynimizin melatonin salgılaması için karanlığa ihtiyacı var. Bu nedenle gece çalışanlarda, çevrelerindeki ışık kaynakları nedeniyle melatonin salgısında azalma var ve bu azalmaya bağlı olarak gelişen kanser vakaları ile ilgili araştırmalar var.

 

Eyvah eyvah!

Evet. Olağan durumlarda karanlıkla birlikte başlayan melatonin salgısındaki artış ile uyuşmaya başlıyoruz. “Uykumuz geldi.” dediğimizde sersemleme ve yavaşlama ortaya çıkıyor. Beden ve zihin bir bütün oldukları için uyku geldiğinde karanlığı artıran bir refleksimiz devreye giriyor ve göz kapaklarımız daha sık kırpışıyor ve en sonunda kapanıyor. Yani beyin daha çok karanlık istiyor.

 

Çok ilginç. Sonra neler oluyor?

Sonra, uykunun birinci evresi dediğimiz evre başlıyor. Bu evrede iyice gevşemeye başlıyoruz. Keskin olan göz hareketlerimiz daha yavaşlıyor ve dairesel hareketler başlıyor. Derin bir konsantrasyon başlıyor. Bir çeşit kendiliğinden oluşan hipnoz olma durumu gibi. Bu evre tam bir uyku değil. Yani devam etmeyebiliriz, kalkabiliriz. Dışardan gelen uyaranlara karşı daha duyarsızız. Sesler uzaktan gelir gibi oluyor örneğin. Bu evrede flaşlar diyebileceğimiz görüntüler ve sesler oluşabiliyor. Bir çeşit halüsinasyon yani.

 

Halüsinasyon dediğiniz nedir?

Halüsinasyon, gerçekte olmayan sesler işitmek, kokular almak, görüntüler görmek diyelim. Uykunun bu evresinde bu tip yaşantılar çıkabiliyor. “İçim geçmiş” dediğimiz aşama bu. Uyuklama yani. Sonra ikinci evre başlıyor. Bu evre gerçek uykunun başladığı evre. Göz hareketleri duruyor, nefes almalar yavaşlıyor, kaslar tamamen gevşemiş ve beyin dalgaları yumuşak ve oldukça yavaşlamış durumda oluyor.

 

Bebek gibi uyuyor dediğimiz durum yani?

Aynen öyle. Sonra 3. evreye geçiyoruz. Bu evreyi diğerinden ayıran şey, aletler yardımıyla gözlediğimiz beyin dalgalarındaki artan yavaşlama. Yani beyin bu aşamada faaliyetlerini en aza indirmiş durumda. Tabi neler oluyor bilmiyoruz. Henüz teknolojimiz bu 2 evrenin içeriğini ayrıştıramıyor. Sonra 4. evre dediğimiz evre başlıyor. Bu evrede bedendeki kimyasallar özellikle melatonin hücreleri tamir etmeye, dokuları yenilemeye başlıyor. Uykunun dinçleştirici ve gençleştirici etkisi bu faaliyetten kaynaklanıyor. 

 

Yani genç kalmak istiyorsak uyumamız lazım.

Tabi ki. Uykusuz insanların daha yorgun ve yaşlı göründüklerini biliyoruz zaten. Uykunun 4. evresinde beyin, bedenle ilgileniyor anladığımız. Bu aşamada kendini dış dünyaya tamamen kapatıyor. “Top atsanız duymaz.” Dediğimiz aşama bu. Yaklaşık olarak 45 dakika sürüyor. Uyurgezerlikler bu aşamada ortaya çıkan bir anormallik.

 

Sonra neler oluyor?

Sonra aniden beyin dalgaları değişiyor. Ve aynı uyanık zamanlarındaki dalgalar ortaya çıkıyor. Deli gibi bir faaliyet başlıyor yani. O sükunet bitiveriyor. Sağa sola çok hızlı gidip gelen göz hareketleri başlıyor, nefes alıp vermeler hızlanıyor, beyin daha çok oksijene ihtiyaç duyuyor.

 

Neler oluyor, uyanıyor muyuz?

Hayır. REM evresi dediğimiz evre başlıyor. Yani rüya görmeye başlıyor. Bu aşamada beyin aynen uyanık olduğu gibi. Ancak bir fark var. Beden, beyin tarafından felç ediliyor. Yani hareket yok. Belki yüz kasları ve çok yoğun duygulanımlarla ortaya çıkabilen bir iki kelime oluyor. Ama genel olarak baktığımızda beden “uyku felci” dediğimiz durumu yaşıyor. Tam bir felç durumu yani.  

 

Çok ilginç. Aksi bir durumda neler olurdu?

Aksi bir durumda, yani beden felç olmasaydı koşardık, konuşurduk, el ve kol hareketleri yapardık. Sonuçta uyanırdık. Uyku kalitemiz bozulur ve buna bağlı olarak hasta olurduk.  Bu aşamada yani REM evresinde beyin uyanık ve bir takım olaylar yaşıyor. Hem de aynen gerçekteki gibi yaşıyor. Rüya dediğimiz yaşantılar bunlar. Paradoksal uyku diyoruz bu evreye. Çünkü beyin uyanık ama beden uyuyor. Alvarez “Gece” adlı kitabında, vitese takılmamış bir araba örneği veriyor. Yani motor son sürat çalışıyor ama tekerlerde kıpırtı yok. Karınca yiyenlerin bir türü ve penguenler hariç tüm memelilerde, hatta bazı sürüngenler ve kuşlarda REM evresi görünüyor. Yani rüya görüyorlar.

 

Ne kadar sürüyor bu evre?

REM evresi genellikle kısa sürüyor. İlk REM evresi 15 dakika kadar. Ama normal bir uykuda 10 ile 30 dakika arasında 4 ya da 5 kez REM evresi yaşanıyor. Ve ardından beyin birden sakinleşiyor. 2. ve 3. evrelere geri dönüyor, sonra 4. evre yeniden ve tekrar REM evresi ortaya çıkıyor. Yani rüya görüyor. Bu döngü sabaha kadar tekrarlanıyor.

 

Tüm memeliler rüya görüyor dediniz. Oysa bazılarımız hiç rüya görmüyor. Bu nasıl oluyor?

Rüya görmüyor demeyelim, anımsamıyor diyelim. Anımsanan rüyalar çoğu kez REM evresinde iken uyandığımız rüyalar. Araştırmalar bu evrede uyandırılan insanların rüyalarını hatırladığını söylüyor. O yüzden tam rüyamızda bir şey yaparken bizi uyandıran zil ya da kapı çalar, ya da biri gelir bizi uyandırır.

 

Yani herkes rüya görüyor. Peki neden rüya görüyoruz? Yani olmayan şeyler bizi çok derinden etkiliyor. Bazen bir rüya aklımızdan hiç çıkmıyor.

Şöyle izah etmeye çalışalım; hepimizin beyninde iki yarıküre var. Sol yarı küremiz erkek beyni diyebileceğimiz kısım. Daha çok konuşma, matematik, düşünme gibi işlevleri üstlenmiş. Sağ yarı küre ise kadın beyni diyebileceğimiz kısım. Hayal kurma, sezme gibi işlevlerimizi üstleniyor. Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi “Bir ipte İki Cambaz” adlı kitabımızda var.  Birbirinden farklı bu iki kısım neredeyse iki ayrı kişi gibi davranıyorlar. Dilleri farklı iki kişi düşünelim. Bir tanesi çok güzel konuşuyor, düşünüyor, diğeri ise kendisini ifade ederken resimler ve duygular kullanıyor. Sessiz sinema oynar gibi. Bir şeyler anlatırken şekilleri, renkleri, tatları, duyguları çok iyi kullanıyor.

 

Rüyalar beynimizin bu kısmının işi mi yoksa?

Evet. Rüya görürken beynimizin iki yarı küresi de aktif ancak sağ yarıküre daha aktif.  Bu nedenle rüyalarımızda mantıklı olmayan şeyler görüyoruz. Ne bileyim, kaybettiğimiz bir yakınımızı görüyoruz ki bu mantıken imkansız ama biz görüyoruz. Ya da uçuyoruz, mekanlar aniden değişiyor ve şaşırmıyoruz. Bildiğimiz bir zaman kavramı yok, mekan kavramı yok yani bildiğimiz mantık orada çalışmıyor.

 

Bambaşka bir dünya yani?

Evet. Ve biz o dünyayı yaşamak zorundayız. Araştırmacılar neden rüya gördüğümüzü anlamak için bazı deneyler yaptılar. Bu deneyler mantık olarak çok basit bir düzenekle kuruldu. Örneğim çiçeğe su vermedik kurudu, o zaman mantığımız diyor ki su çiçeğin hayatta kalması için gerekli. Bu deneyler de aynı mantıkla kuruldu. Yani rüya görmediğimiz de ne olduğunu anlamak için. Aletlere bağlı denekler tam REM uykusuna geçtiklerinde uyandırıldılar. Yani rüya yaşantısına girmelerine izin verilmedi. Ama sonra uykularına devam ettiler.

 

Yani bir çoğumuzun ifade ettiği gibi rüya görmeden uyudular?

Evet gerçek bir rüyasızlık yaşadılar yani. Sonuçlar ilginçti. İlkin, ertesi gece REM sürelerinde uzamalar başladı. Yani beyin bir açığı kapatır gibi uykunun daha uzun bir bölümünü REM evresinde geçirdi. Hani çok susayınca daha çok su içmek gibi. İkinci ve daha ilginç sonuç, bu kişiler günlük yaşamlarında aşırı gergin, sinirli, dikkatlerini toparlayamayan kişiler oldular. Oldukça endişeli ve gergindiler. Bana daha ilginç gelen ise, rüyasız uyku günleri arttıkça gündüz halüsinasyonlar görmeye başlamaları oldu. Yani uyanıkken rüya görmeye başladılar. Klinik tecrübelerimiz gösteriyor ki psikotik bir atak öncesinde hastalar aşırı uyarılmış oluyor ve geceler boyu uyumuyorlar. Ve bu uzun uykusuzluğun ardından psikotik bir atak başlıyor. Ve gerçeklik algıları bozuluyor.

 

Çok ilginç. Yani ruh sağlığımız için uyku ya da daha doğrusu rüya görmek şart. Peki rüyalarda gördüklerimizin anlamı nedir?

Rüyalarda gördüklerimizin anlamı tamamen kendi kişisel dilimizle ilgili. Yani kimse diyemez ki rüyada görülen örneğin bir yüzük şu anlama geliyor. Bu çok temelsiz bir iddia olur ve kişinin kendi gerçeğini temsil etmez.

 

Peki, piyasada satılan rüya tabirleri kitapları? Yani orada yazılanlar gerçek değil mi?

Değil. Öyle olsaydı hepimiz bir rüya tabiri kitabı alırdık ve geleceğe daha hazır olurduk. O rüya tabirleri kitaplarında yazılanlar gerçek değil ancak bir gelenektir bu, rüyaları anlama çabasıdır. Yani tarihin başından beri insanlar rüya görüyor ve bunun anlamını merak ediyorlar. Kutsal kitaplara varana kadar rüya ile ilgili cümleler var. Tarihin akışı içinde örneğin eski Mısır ve Babillerde de rüya kayıtları var. M.Ö. 1760 civarındaki kayıtlarda örneğin Gılgamış Destanında rüyalar var. Fakat görüyoruz ki rüyalar o zamanlar doğa üstü güçlerin insanla bağlantı kurması olarak adlandırılıyor. Bu doğa üstü güçler tanrılar ya da şeytanlar olabiliyor. Örneğin  erken dönem Roman Katolik kilisesi kayıtları rüyaları şeytanın işi olarak düşünüp hakkında konuşulmasını yasaklarken, aynı dönemde İslam dünyasında rüyalar ilahi içerikleri nedeniyle usta kişiler tarafından yorumlanması gereken özel mesajlar olarak ele alınabiliyor.  Ancak bu yüzyılın başında Freud ve Jung ile başlayan psikanaliz aracılığı ile rüyaların kişisel bir anlamı olduğu fikri ortaya çıkabiliyor.

 

Bu durumda, rüyaların gelecekten haber vermesi konusuna nasıl yaklaşıyorsunuz?

Sezgi insan beyninin çok doğal bir işlevi ve bazı kişilerde daha gelişkin oluyor. Henüz nasıl olduğunu bilmiyoruz ancak insanlar ve hayvanlar bazı durumları sezebiliyorlar. Spekülasyon ve sömürüye açık bir alan bu konular. Birçok kişi var falcılar, medyumlar, tanrı ile bağlantı kuranlar, ölülerden haber verenler gibi. Ancak biz bunların bir tutarlı bütün olduğunu göremiyoruz. Yani öyle bir kişi yok ki her dediği doğru çıksın. Bakıyoruz ki bir konuda isabetli olan bir kehanet diğer zamanlarda hiç alakası olmayan bir durum oluyor. Ancak bildiğimiz şu var, 6. duyu dediğimiz bir bütünlük var. Ve içinde birbirinden farklı bir çok işlev barındırıyor. Hangimiz şaşırmıyoruz ki, aaa ben bunu sezmiştim, şimdi aklımdan geçiyordun, lafı ağzımdan aldın.. Bu cümleler insanlar tarafından çok sık kullanılır ama hiç birimiz kahin değiliz. Geleceği sezmek beynimizin bir işlevi ancak hangi şartlar altında kim neyi sezer sorusuna bir yasa belirleyecek kadar henüz hakim değiliz. Diyebiliriz ki su 100 derecede kaynar ya da oksijen olmazsa insanlar ölür, ancak diyemeyiz ki her rüya gelecekten haber verir yada tam tersi hiçbir rüya gelecekle ilgili değildir.

 

Yani bu konuda net bir şey diyemiyoruz?

Tabi ki diyemiyoruz. Ancak şunu biliyoruz rüya bir çok işleve sahip bir yaşantımız. Bazen sezgilerimiz, bazen o anki fiziksel sıkıntımız, bazen ilhamlarımız, bazen de sorunlarımız... Klinikte terapi yaparken mutlaka rüyalarla çalışırım. Yani ne anlama geliyor, bu kişinin bilinçdışı ona ne söylüyor gibi. Rüyaların bu içeriği benim alanım ancak diğer kısmı hakkında bir şey demem doğru değil.

 

Peki, rüyalarda görülen nesnelerin ve olaylar ne anlama geliyor?

Terapide peşine düştüğümüz şey bu  anlamdır zaten. Yani rüyada görülen içeriğin anlamı. Hani dedik ya, iki yarı küre farklı lisana sahip iki kişi gibi ve ortak bir amaç için güçlü yanlarını birleştirmişler. İnsan bu şekilde bir konuya hem mantıksal hem de duygusal yaklaşabilen bir canlı ve bu nedenle de dünya üzerinde hiçbir türün yapamadıklarını yapabiliyor. Peşine düştüğümüz bu anlam oldukça kişisel. Örneğin şu an bu röportajı Nilüfer Otobüs şirketi için yaptık. Varsayımımız bu yazıyı okuyanların yolculukta olduğu şeklinde. Bu insanların bir kısmı için yolculuk sıkıntı verici olabilir, bir kısmı için heyecanlı olabilir... Üstelik yolculuktan keyif alan biri sıkıntı veren bir nedenle yolculuğa çıkmış olabilir. Yani burada yolcuğun anlamı bir yerden bir yere gitmek değildir. Yolcu sayısı kadar yolculuk ve yol anlamı vardır.

 

Rüyalar da böyledir. Diyelim ki bu kişilerden biri rüyasında yolculuk yaptığını gördü. Ona diyemeyiz ki sen bir yere taşınacaksın ya da ev alacaksın veya sıkılacaksın. O kişi için yolculuğun ne anlama geldiğini bulmamız gerekir. Mesela belki yolculuk bir değişim sürecidir, belki bir maceradır. Bilmiyoruz.

 

Yani diyorsunuz ki o rüya tabirleri kitaplarını çöpe mi atalım?

Yoo, atmayalım. O bir gelenektir. Ancak üstünüze uymayan bir gömlek ya da ayağınıza uymayan bir ayakkabı  kadar kullanışlı olabileceklerini de unutmayalım. Ve çoğu kez ya büyük ya da küçük gelebileceklerdir. Önemli olan beynimizin neyle meşgul olduğu, yani rüyanın bize ait anlamını bulabilmek ve bilinçli bir tür olduğumuz için kendimize yardım edebilmek. 

 

O zaman insanların rüyaları onları rahatsız etmeye başlamışsa bir yardım almalarını mı öneriyorsunuz?

Sadece rüyaları değil içlerindeki başka bir şeyler, duygular ya da düşünceler sıkıntı yaratıyorsa bunun anlamını merak edip bir yol bulmalarını öneriyorum. Yani bana ne oluyor ki kendi içimde ikiye ayrılmışım ve bir yanım diğer yanıma bir şey anlatıyor gibi yaşıyorlarsa bir yardım alıp bunun anlamını bulmak yola devam edebilmek için gerekli. Yoksa takılır kalırız. Rüyalara özelleştirip söylersek, ne olmuş da bir düşüncem dehşet içinde beni uyandırıyor ya da kafama takılıyor, yani o kapalı kutunun, beynin içinde neler oluyor, bir çatışma var gibi hissettikleri her durum için yardım almalarını öneriyorum. İnsanın en zor yolculuğu tabi ki kendi içine yaptığı yolculuk. Bu yol bazen yalnızken hiç çekilmiyor olabilir.

 

Anladım. Çok teşekkür ediyorum.

Ben de her anlamda iyi yolculuklar diliyorum.

 

* Gezgin Dergisi 2006 Ocak sayısı için yapılmış olan röportajdır.

 

 

Psk. Mahmut Şefik Nil

     

AYLIK BÜLTEN