|
"Homoseksüalite
çok eskiye dayalı bir sorundur ve hâlâ hakkında birçok görüşler
ileri sürülmektedir. Homoseksüalitenin tabiatı hakkında da
birçok farklı görüşler ortaya atılmıştır. Hemen bütün görüşlerde
homoseksüalitenin patolojik bir durum olduğu konusunda fikir
birliği vardır."
Yukarıdaki
cümleler psikiyatrist Prof. Dr. İsmail Çifter'in 1987 tarihli
"Psikiyatri" adlı kitabından alınmıştır (Şenal Basım Yayın Co.
Ltd., Ankara 1987). Çifter'in bu kitabı, ruh sağlığı alanında
eğitim alan kişilere kaynak olmak üzere yazılmış kitaplardan
biridir. Çifter'in kitabında eşcinselliği, eski ve 'hemen bütün
görüşlerde patolojik' (hastalıklı) bir durum olduğunda ittifak
edilen bir sorun olarak ele aldığını görmekteyiz. 1973 yılında
Amerikan Psikiyatri Derneği eşcinselliği ruhsal hastalıklar
sınıflamasından çıkartmıştır. Kitabın yazım tarihi açısından
baktığımızda APA'nın eşcinselliği bir ruhsal hastalık olarak
kategorize etmeme kararını aldığı tarihten yaklaşık on yıl
geçtiğini, ancak psikiyatri alanında eğitim alan öğrencilerin
ders ve kaynak kitaplarından biri olan bu kitapta dilin
değişmediğini görebiliriz.
Aynı
dönemde yayınlanmış bir diğer kitaptaki ifadeler Çifter'in
cümleleri kadar yumuşak değildir:
"Tiksindirici davranış tedavisi uygulamasında: sapık
davranışları ve eylemleri olan hasta bu sapık doğrultuda
hayallere dalmışken veya hikâyeler dinlerken veya resimlere
bakarken veya yaşarken diğer bir anlatımla sapık bir uyarıya
maruz kalmakta iken tiksindirici uyarı verilir.
Tiksindirici uyarı: elektrik akımı, pis bir koku, diğer
kişilerin bu sapık eylemi gözetlemekte olması, bileğe geçirilmiş
bir lastik halkanın gerilip bırakılması veya sapık davranışın
yapılması sırasında kusma, yüksekten düşme, bıçakla kastre
[hadım] edilme tehdidi gibi tiksindirici veya endişe yaratıcı
bir hali hayal etmek olabilir." (Psikiyatrik Bozukluklar ve
Tedavileri, Doç. Dr. Oğuz Arkonaç, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul
1986)
Bu
cümleler, bir işkencenin detaylarını değil, "sapık" bir davranış
olan eşcinselliğin tedavisine dair "yöntem ve önerileri"
içermektedir. Türkiye'de uzun yıllar eşcinsellikle ilgili
bilimsel kaynakların çoğunda benzer bir dilin kullanıldığını ve
tedaviye yönelik olarak çeşitli önerilerde bulunulduğunu
kaynakları incelediğimizde kolaylıkla görebiliriz. Ancak bu
yaklaşım ve kullanılan dilin sadece Türkiye'ye özgü olduğunu
söylemek mümkün değildir. Bu durumun, ruh sağlığı alanındaki
literatürde tarihsel olarak geriye gittiğimizde genel bir bakış
açısı olduğunu görebiliriz.
APA'nın
sınıflandırması ve 1994 yılında yayınlanan DSM IV'te
eşcinselliğin bir hastalık olarak yer almamasından itibaren
Türkiye'de de yaklaşım değişmeye ve farklı bir söylemle ele
alınmaya başlanmıştır. Ancak yaklaşım değişikliği sürecini takip
ettiğimizde geçişlerde uzmanların da zorlandığını gözlemek
mümkündür. Örneğin, Orhan Öztürk'ün "Ruh Sağlığı ve Hastalıklar"
adlı kitabı DSM IV sınıflandırmasına dayanırken, eşcinsellikle
ilgili açıklamalar yapılırken "bilgi verici olması" açısından
bir önceki sınıflandırma referans gösterilmiştir.
Ruh
sağlığı alanında dikkatimizi çeken değişimlerden biri de
söylemle ilgili olan değişimdir. Homofobi, cinsel ayrımcılığın
travmatize edici etkileri, cinsel yönelim gibi kavramlar da eski
kaynaklarda bulunmamakta, ancak günümüze doğru yaklaşıldıkça
önce akademisyenlerin araştırmaları ve doğal olarak kaynak kitap
ve yayınlarında, ardından da ruh sağlığı alanında çalışanların
vakalarını analizinde ve yaklaşımlarında görünür olmaya
başlamıştır.
Bir
sürecin içinde olduğumuz oldukça net bir şekilde ortadadır.
Ülkemizde bu konuda yapılmış bir araştırma var mı bilmiyorum,
varsa da ben henüz inceleme imkânı bulamadığımdan sadece tahmin,
tanıklık ve gözlemlerinden yararlanarak diyebilirim ki klinik
uygulamalarda eşcinselliği tedavi etme iddiasında olan ruh
sağlığı uzmanlarının sayısı azımsanmayacak oranda yüksektir.
Genel
olarak hipnoz, psikoterapi, davranışçı teknikler, depresyon ve
anksiyete üzerinde etkili olan ilaçların da yardımıyla girişilen
bu dönüştürme tedavilerinin sonuçları ile ilgili bir açıklama da
yoktur. Ancak kliniğe eşcinsel yönelimin değişip değişmeyeceği
sorusu ile gelen anne-babalar ya da direkt eşcinsellerin
kendisine sağlıklı ve bilimsel yanıtlar oluşturabilen uzman
sayısı giderek artmakla birlikte henüz azınlıktadır.
Genel
olarak bakıldığında eşcinselliği bir yönelim olarak değil de
patolojik bir süreç sonucunda kazanılmış ve bireyin kendisinin
de memnun olmadığı bir hastalık olarak algılamanın yaygın olarak
sürdüğü fikrindeyim. Bizzat görüştüğüm bir psikoterapistin
"Gizil Heteroseksüel" diye bir kavram ileri sürdüğünü görmek
beni hiç şaşırtmamıştı. Kullandığı ilaçların yan etkisi olarak
aldığı kilolar nedeniyle kendine olan özgüvenini iyice yitiren
bir danışana rastlamak ya da aileyi bilgilendirirken "Çocuğunuz
yeterince istiyorsa başarırız" diyerek ailede yeni bir
parçalanma ve travmaya neden olan uzman cümlelerine tanıklık
etmek de beni şaşırtmıyor.
İleri
bir tarihte olacağını düşündüğüm bir diğer gelişme de eşcinsel
yönelimle ilgili olarak yanlış ve kendi fantezilerinden
hareketle yanıtlar oluşturarak bireylerin ruh sağlığını
tehlikeye atan, travmatize eden uzmanlara karşı yasal
yaptırımlarla ilgili düzenlemelerdir. Henüz bu alanda yasal
olarak böyle bir yaptırım imkânı doğmuş değildir. Ancak gözden
kaçırılmaması gereken bir nokta neredeyse tüm ruh sağlığı alanı
hizmetleri, yapılan açıklama ve tedavi girişimleri ile ilgili
olarak da yasal düzenlemeler bulunmadığıdır.
Kanaatimizce, her bireyin doğru ve kaliteli bir ruh sağlığı
hizmetinden yararlanma hakkını daha işlevsel kullanabilmesinin
yolu, uzmanların kendilerini sorgulayarak geliştirmeleri ve ruh
sağlığı hizmetlerinden yararlanma olasılığı bulunan her kişinin
doğru bilgilendirilmesinden geçiyor. Bu süreçte gönüllü
uzmanlarca oluşturulan girişimler ivmeyi artırıcı olmakla
birlikte ruh sağlığı uzmanlarınca kurulmuş olan oda ve sivil
toplum örgütlerine de çok fazla iş düşüyor. Özellikle yazıh-görsel
basın yayın organlarında çıkan ayrımcı ve insanların ruh
sağlığını tehdit eden, yanlış bilgilendiren açıklamalara ve
devlet eliyle gerçekleştirilen yasal olmayan müdahalelere karşı
bir araya gelinmesi de öncelikli konulardan biri olarak
görünüyor.
Kaos GL
dergisinden alınmıştır.
|