EPİOS PSİKOTERAPİ MERKEZİ

 
 ANASAYFA       HAKKIMIZDA  MAKALELER  BÜLTENLER  GÜNCEL   DUYURULAR  ÖNERDİKLERİMİZ  
 
   
 

'Hayatının belki cidden en ikilemli dönemi. Uzamış, annesini geçmiş boyu ile bir yetişkin, engelleyemediği arzuları ile elinden oyuncağı alınmış bir çocuk o.

 
 
18 Yaşıma Gelince Göreceksiniz!

  Psk. Mahmut Şefik Nil

"18 yaşına gelince yapacağım ilk iş evden ayrılmak." diyor sert bir sesle. Gözlerindeki inadı, yumruk olmuş elindeki öfkeyi görebiliyorum. "görecekler bakalım nasıl oluyormuş bana karışmak. Ne sokağa çıkmamı istiyorlar ne telefonla konuşmamı... Hep yasak, hep yasak!"

"İstediğin hiçbir şeyi yapamıyorsun" diyorum.

"Hem de hiçbir şeyi!" diyor üstüne basa basa. Belli ki çok bunalmış. "Ama, hele bir 18 yaşıma geleyim. Ben yapacağımı biliyorum." Gülümsüyorum.

Henüz 14 yaşında. Bolca jölelenmiş diken diken saçları, siyah ve üzerinde ürkütücü şekillerin birbirine girdiği tişörtü ve pazusunun üzerinde silinmeye yüz tutmuş geçici dövmesi ile karşımdaki koltukta nefret saçıyor. Önümdeki testin tüm bölümleri en yüksek puanları almış. Aklıma üniversitedeki hocamın yorumu geliyor. "eğer tüm bölümlerden en yüksek puan alınmışsa testi dolduran ya yalan söylemiş, durumunu abartmıştır yada uzaydan gelmiş biridir."

Tekrar gülümsüyorum. Biraz andırsa da uzaydan gelmediği kesin. Abartmış! Ama neden? Dikkat çekmek istemiş, üstüme gelmeyin mesajı vermek istemiş, soruları anlamamış, ne kadar bunaldığını ifade etmeye testler yetmemiş... Onu anlamaya çalışırken, o karşımdaki koltukta öfke ile zıplayarak babasından yakınmaya devam ediyor. Sık sık tehditler dökülüyor ağzından "hele bir 18 yaşıma geleyim de".

Ona kendi 18 yaşımı anlatmak istiyorum: o yaşa geldiğimde ne havai fişekler patlamış, ne cebim para ile dolmuş, ne buyrun bu ev, bu araba, bu iş sizin diyen olmuştu. O gece kasıtlı bir eylem olarak telefon bile etmeden oldukça geç gittiğim evde annem beni asık bir yüzle karşılamış ve nerede olduğumu sormuştu. Ben böbürlenerek yanıt vermiştim. "Artık 18 yaşındayım!" annem hiçbir şey anlamamış bir suratla bana bakarak "Eee? Ne olmuş yani?" diyip odasına gitmişti. Annemim sorusunun yanıtını ertesi sabah uyandığımda verebilmiştim. "Hiiiç! Sadece 18 yaşıma girdim."

Anlatmaktan vazgeçiyorum, çünkü biliyorum; bu yaşanınca anlaşılır bir şey.

Bekleme odasında sabırsızlıkla bekleyen annesi "yaşayacak mı doktor" diyen bir yüzle ayağa kalkıyor beni görünce. Daha fazla yıpranmasın kadıncağız diyerek sırıtıyorum ve "Yaşayacak!" diyorum. "Çocuğunuz sadece büyüyor."

Evet ergenlik dönemi diye adlandırdığımız büyük fırtına çağını yaşıyor çocuğu. Hayatının belki cidden en ikilemli dönemi. Uzamış, annesini geçmiş boyu ile bir yetişkin, engelleyemediği arzuları ile elinden oyuncağı alınmış bir çocuk o.

"Bazen artık kocaman oldun diyorlar, sonra da hala çocuksun diyorlar. Onlar da ne dediklerini bilmiyorlar" Ergenlerden en sık duyduğum bu cümle hem içinde bulundukları dönemi özetliyor hem de yaşadıkları çelişkilerini. Yani anne babaları da dahil aslında kimse bilemiyor. Onlar çocuk mu, yetişkin mi? Galiba onlar sadece ergen.

Evren hep geçişlerle doludur. Birden sabah olmaz yada aniden kış gelmez. Hep kendi hızında, telaşsız ve sadece değişir. Ergenler de çocuktan yetişkine doğru değişir. Ama hep kendi hızında ve telaşsız.

Neler olur bu arada? Dünyaya bakışları değişir. Artık anne balarının uslu çocuğu değildirler. Daha düne kadar bundan gurur duyan çocuğumuz artık anne babasından adeta kaçar. Ama kaçacak bir yeri olmadığı için de kalır ve kafesteki kuş örneği çırpınıp hırçınlaşır. Reytingi düşen anne baba yerine o artık arkadaşlarını ile birlikte olmak ister. Sanki görünmeyen bir silah dayanmıştır başına. Seç bakalım, ailen mi, arkadaşların mı? İkisinden birini seçmek zorunda olmadığını anlaması için yıllara ihtiyacı olacaktır.

Hedefleri tamamen değişmiştir. Onu bekleyen dünya hakkındaki fikirleri biraz toz pembe, biraz yel değirmenlerine savaş dürtüsü ile doludur. Özellikle anne-baba-öğretmen üçlüsü ile hiç uyuşmayan hedeflerini hep savunmak zorundadır. Son moda bir saç, karizma bir ayakkabı için gerekirse tüm silahları ile savaşmaya hazır, tetikte bir asker gibidir.

En zoru, doruğa çıkan kendini savunma dürtüleri ile acemi savunma stratejileri arasında yaşanır durur. "Nerede ne konuşulacağını bilmiyor. Aklına geleni söylüyor. Oğlum sus, kızım ayıp oluyor ama demekten bıktım" diyen anne-baba-öğretmen üçlüsü de bu çelişkiden nasiplerini bolca alır.

Birer Hazreti İtiraz haline gelen çocuklarını artık tanımakta zorlanan anne babalar ise ne için kaygılanacaklarına şaşırır kalırlar. Böyle giderse ders çalışmadıkları için giremeyecekleri üniversiteye mi, herkesin içerisinde yitirdikleri otoritelerine mi, çocuk yüzünden yaşanan karı-koca kavgalarına mı...

"Sevimsiz bir halası var. Gün geçtikçe ona benziyor" diyerek öfkesini genetiğe yükleyen bir anneyi hatırlıyorum. Bu dönemde anne-kız çocuk, baba-erkek çocuk çatışmaları da ev içerisinde açılan yeni savaş cepheleridir. Böylece ergenlik dönemi bir dünya savaşı niteliğinde tüm aileye yayılır gider.

Anne-babalar haklıdır: Çünkü geleceği için kaygılandıkları çocukları birer nankör olup çıkmış, bırakın geleceği, şimdisi bile zor yaşanır insanlar haline dönüşmüşlerdir.

Ergenler haklıdır: Çünkü, yapmak istedikleri ile onlardan beklenenler taban tabana zıttır.

Ama güzel haber şu ki, bu fırtına geçici bir dönem için böyledir. Ergenler de ilerleyen yıllar içerisinde gözle görülür bir biçimde olgunlaşmaya, durulmaya başlayacaklardır. Kim bilir belki de bir dalda sessizce asılı duran kozanın içinde de kıyametler kopmaktadır da bizler duymamaktayız. Kim bilir belki de evrende sessiz ve gürültüsüz bir değişim yoktur. Uzay çok gürültülü bir yerdir belki de...

Aklıma bekleme salonunda ki anne geliyor. Ne dersiniz yaşayacak mı? Ömür bazen bir şeyin ne olmadığını anlamakla geçiyor. Evet yaşayacak ve yaşıyor zaten.

 
 
   
inönü caddesi 48/1 (Gümüşsuyu Askeri Hastane Karşısı) Gümüşsuyu-istanbul   0.212.244 92 04 - 0.212.244 92 03