|
Bir
çok kuramcıya göre insan dünyaya ilk
geldiği zaman neler olduğunun bilincinde
değildir. Hatta bazı kuramcılara göre
annesini kendinin bir uzantısı olarak
algılayacak kadar bile neler olduğunun
bilincinde değildir. Ancak bir süre
sonra kendinden bağımsız bir başka
varlık olduğunu keşfeder. Böylece adı
bilinçli bir şekilde konmamış olsa bile
ilk "grup" yaşantısı deneyimi annenin,
yani bir "ötekinin" fark edilmesi ile
başlar.
Zaman içinde "ötekilerin"
sayısı hızla artar ve bu ötekiler bir
grup olarak bireyin kişilik gelişimini,
dünya algısını, tepkilerini,
beklentilerini bir "model" olarak
etkilemeye başlar.
Evrim sürecinde her ne
olmuşsa, dağlarda tek başına yaşamak
yerine bir araya gelerek kabileler
oluşturan insan macerasını bugün
megapollerde sürdürüyor. Bir gruba ait
olma ihtiyacı insanın temel gerçekleri
arasında yer alıyor.
Freud haklı olabilir:
toplumsallaşmanın bedeli nevroz
olabilir, Adler haklı olabilir:
toplumsallaşamamanın bedeli nevroz
olabilir. Ancak neden ne olursa olsun,
ruhsal sıkıntıların çözümünde grup
desteğinin önemi uzun zamandır bilinen
bir olgu.
"Grup süreci nasıl
iyileştirici olabiliyor" sorusu
araştırmacıların çok ilgisini çekiyor.
Ulaşılan sonuçlar "model
almanın" * ve bir grup
tarafından anlaşılmanın,
"dünyada tek olmadığını görmenin"
** insanlar için çok motive
edici olduğunu gösteriyor.
Grup çalışmaları dünyada
da hızla yayılıyor. Ruhsal sorunun
yapısına bağlı olarak bireysel terapiden
daha kısa sürede daha etkili olabiliyor.
* Barlow,
Hansen (1982), Linden (1990), Fram
(1990), Bandura, Blanchard, Ritter
(1969), Bandura, Ross, Ross (1963),
Moreno (1939), Colinj(1991)
** Frank (1955),
Culbert (1967), Yalom (1967)Hurley (1967), Worthy, Gary, Kahn (1969),
Bloch, Crouch (1985), Truax, Carkhuff (1965), Lieberman, Yalom, Miles
(1973)
|
|
|