|
Bir kelime olarak projeksiyon Türkçe'ye "yansıtma" olarak çevrilir.
Bu noktada sözcüğün İngilizce'deki anlamlarına bakmak kelimeyi kavramsallaştırmamıza
yardımcı olabilecek başka ipuçları da taşıyor olabilir. İngilizce'de
projection bir şeyi atma, fırlatma, tasarlama, (bir perdeye) yansıtma,
geometrik bir kavram olarak da bir nesnenin izdüşümü anlamlarına
geliyor. Bu fırlatıp atmanın, fırlatıp atanla da bir ilgisi olduğunu
kelimenin tasarlama, bir yere yansıtarak görünür kılma, bir nesnenin
izdüşümü anlamlarını göz önüne alarak düşünmemiz mümkün.
Türk dilindeki ifadesinde de aynı şekilde yansıtmanın yansıtan nesnenin
niteliği ile bir ilgisinin kurulduğunu biliyoruz. Işığın yansımasındaki
aslına uygunluğunun nereden, örneğin sudan mı yoksa aynadan mı yansıdığı
ile çok yakın bir ilgisi vardır. Türk dilinde yansı kökünden türemiş
bir diğer sözcük yansıtanın niteliklerine yaptığı vurgu açısından
ilginçtir: birini yansılama onu taklit etme, bir bakıma yeniden tasarlayarak
görünür kılma anlamına gelir.
Ruhbilimsel bir kavram olarak yansıtma ilk kez Freud tarafından
1896 yılında kullanılmıştı. O dönemde Freud (bastırma değil) "baskı
mekanizması" ile histeri arasındaki bağı kurmuştu ve yansıtma kavramını
sadece paranoyanın açıklamasında kullanmıştı. İlerleyen süreçte Freud
bu kavramı daha geniş anlamları ve işleyişleri kapsayacak biçimde
kullanmaya başladı. Yansıtma bir patolojik sürecin açıklanması yanında
bir savunma mekanizmasını tanımlar hale geldi. Bir savunma mekanizması
olarak yansıtma, kişinin içsel bir gerçeğinin yarattığı kaygı nedeniyle,
dışarıdaki bir uyarana bağlayarak kaygı ile başa çıkma yolu olarak
tanımlandı. Bir diğer deyişle, kişi içsel olan bir kaygısını dışsal
bir durum yada nesneye bağlayarak kendi içindeki kaygıyı kontrol
edebilir olarak formüle edildi.
Yansıtma kavramının bir patolojiyi açıklama, bir savunma mekanizması
olması dışındaki kullanımlarının tarihsel gelişimi daha sonraki dönemlere
rastlar. FRANK 1939 yılında Journal of Psychology'de "Kişiliğin incelenmesinde
projektif yöntemler" adlı makalesinde ilk kez projektif teknikler
terimini kullanarak kavramın anlamını ve işlevini genişletmiştir.
Bu makalesinde JUNG'un "Kelime Çağrışım Testi", RORSCHACH'ın "Mürekkep
Lekeleri Testi" ve MURRAY'ın "Konusal Algı Testi" ( TAT) arasındaki
benzerliklerden hareketle bu testlerin kişiliğin iç gerçekliğine
ait dışavurumları temsil ediş nitelikleri üzerinde durmuştur.
Dikkati çektiği gibi FRANK'ın makalesinde incelediği üç test materyal
olarak birbirinden çok farklıdır. JUNG kelimelerin çağrışımlarını,
RORSCHACH bir kağıttaki belirsiz mürekkep lekelerini, MURRAY ise
yorumlanması gereken bir resimden yararlanıyordu. İlginç olan FRANK'ın
materyaller arasındaki bu farkları göz önüne almadan bir genellemeye
gidiyor oluşuydu, bir diğer deyişle ulaşmaya çalıştığı yeni bir formülasyon
vardı: kişilik ya da patolojinin özellikleri nasıl bir süreçle ifade
ediliyordu?
FRANK belirsiz olan, bir boşluk yaratan uyarana verilen tepki de
kişilik özelliklerinin genellenebilir, kestirilebilir ilkelerle çalışıp
çalışmayacağını araştırıyordu.
Artık 'yansıtma' kavramına bir kişilik ve patoloji araştırma tekniği
olarak girebiliriz. Bu anlayış algılanan her hangi bir uyarana verilen
yanıtın kişiliğe ait bir dille yeniden kurulan bir cümle olarak ifade
edildiği tezine dayanır. Bunun anlamı verdiğimiz tepkilerin kişisel
ve dolayısı ile kişiyi temsil eden bir değer taşıdığıdır.
Klasik örnekler beklentilerin, korkuların, geçmiş yaşantıların bu
kişisel ifadenin içeriğini belirlediğini öne sürer. Ani bir gürültünün
herkes tarafından farklı bir olay nedeniyle ortaya çıktığının ifade
edildiği örnekler bu tezi destekler ve verilen tepkinin içeriğinin "uyaranın
gerçeğinden farklı" bir yanı olabileceği bağlantısını kurmamızı sağlar.
Bu durumda doğduğumuzdan andan itibaren nöronlarımıza kayıtlı her
bilgi şimdiki zamana verdiğimiz tepkileri etkilerken geleceğe ait
görüntülerimizi de belirler.
Bu bağlamda kişiliğin anlaşılmasında projektif teknikler dendiğinde kişisel
çağrışımlarımızın sadece testlerle sınırlı olmayıp, bir
kişiyi temsil etme kapasitesi olan rüyalar, kullanılan dil, kurulan
yaşam biçimi, sanatsal olanları da dahil tüm üretimleri, ilişki
biçimleri gibi kişisel ve dışarı (ben dışına) atılan her detayı
anladığımızı ifade ederek ilgilenenler için mekan-kişilik incelemelerimiz
için bir giriş niteliğinde olan "bir zemin olarak mekan" makalemizi
okumalarını tavsiye ediyor bu konudaki çağrışımlarınızı bekliyoruz.
Şimdi, literatürde yansıtma kavramını takip etmeye devam edelim:
A. OMBREDANE 1952, D. ANZIEU 1960 yılında projektif tekniklerdeki
(testleri kast ediyorlar) yansıtmaları 3 grupta toplamışlardır. Buna
göre:
1. "O da benim gibi" şeklinde bir cümle ile toparlanan yansıtma
temelinde narsissizim bulunan bir yansıtmadır ve kurgusal ya da yorumlayıcı
yansıtma olarak nitelendirilir. Bu tür de bir yansıtma, kişinin kendinde
olmasını istediği ya da olan bir durumu dışa vurarak bir durum ya
da bir nesneye bağlar. Örneğin babasını yitiren çocuğun "Bir Aile
Çiz" testinde baba ile çocuğu yan yana çizerse bu bir baba ile olma
arzusunun dışa vurumu ya da yansıtılmasıdır. Eğer aynı çocuk babasız
bir aile çizerse bu içinde bulunduğu durumun bir yansımasıdır ( 1 ).
2. "Ben onun gibi değilim!" şeklinde bir cümle ile toparlanan yansıtma
katartik ya da arındırıcı yansıtma olarak nitelendirilmiştir. Bu
yansıtma temelde kişinin, kendi iç gerçeğinde anksiyete yaratan,
kabulü ya da karşılaşılması durumunda hoşnutsuzluğa neden olan bir
duyguyu başkalarına yansıtarak, "başkaları aracılığı ile ve tarafından
yaşanmış kılarak durumla arasına bir mesafe koyma ihtiyacını anlatır.
(Bu yansıtma, FREUD'un yansıtmayı bir patolojinin işleyiş sürecindeki
bir mekanizma olarak formüle edişidir aynı zamanda.) TUNABOYLU-İKİZ'in
RORSCHACH testindeki 3. karta "Burada da 2 tane kadın gayet samimiyetsiz
resmi bir sohbet ediyorlar, çok soğuk geldi o kadar" yanıtını aldığında "Üçüncü
insan yanıtını aldığımız bu kartta iki kişinin banal yanıt almasını
bir kenara bırakırsak burada danışanın nesne ilişkilerindeki özellikle
kadına özdeşleşmedeki zorlukları, pregenital dönem anne ile oluşan
yetersizlik imgelemini görmekteyiz." şeklinde yaptığı değerlendirme katartik
bir yansıtmaya örnek olabilir (Katartik yansıtmaya bir örnek olarak
verdiğimiz bu değerlendirme testin bütünlüğü ve danışanın bu alana
ilişkin duygusunun farkındalığı göz önüne alınmadan sadece durumu
örneklemek için seçilmiştir. Burada danışan 'benim annemle ve kadınlarla
ilişkimde bir sorun yok, ama karttaki kadınların (!) böyle bir sorunu
var' diyerek bu alandaki anksiyetesini hem meşrulaştırmış, hem dışsallaştırmış
olabilir.)
3. "O öyle olduğu için ben böyleyim!" şeklinde formüle edilebilen
yansıtma ise tümleyici ya da tamamlayıcı yansıtma olarak ifade bulmuştur.
Bu yansıtma temelde kişinin, kendisinde bulduğu bir eksikliğin nedenini
dışsal bir durum ya da nesneye bağlama ihtiyacını açıklar. Örneğin
zamanını sürekli evde oturarak geçiren ve arkadaş edinemeyen bir
kız çocuğu, D-10 nesne yerleştirme testinde annesini demir parmaklıklı
bir evin içinde otururken ama kendisini sokakta arkadaşları ile oynarken
çizmişse, sadece annesini eve hapis ederek onu cezalandırma isteğini
değil, sokağa çıkamama nedeni olarak annesini algılayışını da kapsayan
bir tamamlayıcı yansıtmada bulunmuş olabilir. Bu yansıtma biçimini
sadece bu örnekte değil oldukça yaygın ve anlaşılır kabul ettiğimiz
örneklerde de takip edebiliriz. Örneğin gerçek hayatında hiç de başarılı
olmadığını yaşayan birisi tuttuğu futbol takımının başarısı ile kendini
çok başarılı hissederek yoğun bir tatmine girebilir.
Yansıtma kavramını incelerken aşağıdaki kriterleri göz önüne alarak
ilerlememiz gerekecek.
1. Yansıtma bilinçdışı bir süreçtir. Bunun anlamı kişinin yansıtma
sürecini bilinçli olarak denetleyemediğidir. Zaten böyle bir durumun
adı yansıtma değil "kasıt" ya da "manüplasyon" olarak adlandırılabilir.
2. Kişiyi bir hoşnutsuzluk durumundan (anksiyete yaratan bir iç
gerçeklikle karşılaşmaktan) koruma işlevini üstlenir.
Yukarıdaki kriterleri incelemeyi bir başka makaleye bırakarak şimdilik
burada son veriyoruz.
Psk. Mahmut Şefik Nil
(1) Yeri geldiğine inanmışken belirtmek isteriz; projektif
tekniklerin yöntemsel olarak en ağır eleştirileri aldığı nokta
da budur: her ifadenin anlamının aranması ve bir durumun, bir anksiyetinin
ifadesi olarak materyalde bir yere bağlanması kişiyi anlamaya çalışma
sürecimizde açıklayıcı mıdır yoksa belirsizliğe sürükleyici ve
yanıltıcı mıdır? Bu nokta ve özellikle testleri yorumlayanın (testör)
test materyaline yansıtmalarının (ödünç bir ifade olarak kontr-transferanslarının)
bu süreç üzerindeki etkilerine dair tartışmalarımızı yine burada
ve farklı makalelerde sürdüreceğiz.
KAYNAKÇA
1. Altın Sözlük (Golden Dictionary) İngilizce-Türkçe Sözlük,
3. Baskı
2. Türkçe Sözlük, TDK, Ankara 1988
3. Rorschach Testinin Psikanalitik Yorumu-II, Tevfika Tunaboylu-İkiz,
Bağlam Yaınları, Aralık 2002
4. Psikoloji Anabilim Dalı Ders Notları, Neriman Samurçay,
DTCF Ankara, 1990
5. Genel Karakter Bilim ve İnsanı Tanımada Testler, T. Altınköprü,
Altınkörü Yayınları
6. Psikanaliz ve Sonrası, Engin Geçtan, Maya Yayınları,
Ankara 1984 |