|
Genetik özellikler bazen çevresel şartlarla birleşerek
ruhsal bir hastalığın oluşmasını sağlayabilirler.
Hastalık, beyin kimyasının, yani beyin salgılarının
yaşamda uyumu bozacak başka bir denge kuracak şekilde
farklılaşmasıdır. Bu durumda kurulan bu yeni algı-
düşünce sistemi kendi genetiği ve tarihi içerisinde
anlaşılır ve tutarlıdır. Ancak dış dünyanın gerçeğine
rağmen ve kendi içine kapalı bir sistem olduğu için de
çökmeye mahkumdur.
Bu
şekilde kendi gerçeği içerisine kısılmış kalmış bir
sistem, bir süre sonra beyin kimyasında değişikliklere
yol açar. Beden- zihin bir bütün olduğu ve birlerini
sürekli etkiledikleri, değiştirdikleri için bir süre
sonra beden de bu yeni dengeye ayak uydurmaya başlar.
Böyle kapalı ve hassas bir sistem olan ruhsal hastalıkta
bu dengeyi bozacak her müdahale büyük bir sıkıntı
yaratır. Bu sıkıntı yüksek dozlu bir uyarılmışlık,
yüksek dozlu hassasiyet getirir. Bireyin amacı kendi
kapalı sistemini korumaktır. Ancak bu noktada terapistin
yardım amaçlı girişimleri bu sıkıntı tarafından etkisiz
hale getirilir.
Bu
aşamada, bireyin çökme riski yüksek olan bu sistemi
değiştirmek için yardım alması, gerekli sükunet
sağlanmadan ya da beyin kimyası üzerinde etkili
bir ilaç kullanmadan olanaksızlaşır.
Bazı ruhsal hastalıklarda terapi ile ilerlemek mümkün
değildir. Bu tip ağır çözülmelerde de yine beyin
kimyasını düzenleyen ilaçlar, dış dünya ile sınırlı da
olsa bir uyum sağlanması için oldukça önemli bir yol
alınmasını sağlar.
Önemli olan bir diğer nokta, ilaç başlanması ve
düzenlenmesinin bir psikiyatr tarafından yapılmasının
gerekliliğidir. Çünkü ilaç tedavisi eğer gerekli
psikiyatri uzmanlığını yapmamış kişiler tarafından
gerçekleştirilmeye çalışılırsa beklenenden öte zararlı
olabilir. Örneğin, derin bir depresyonda kullanılan
ilaçlarla bireyin hareket kabiliyeti artınca, ortaya
çıkan enerjiyi sorunu çözmek yerine kendini yok etmeye
yatırabilir. Böyle kritik riskleri olan ilaç
kullanımının bir psikiyatr tarafından yürütülmesi
gereklidir. |